|
1- Elif, lâm, mîm, sâd.
2- (Bu,) sana indirilen bir Kitab'tır.
Onunla (insanları) uyarman ve
inananlara öğüt (vermen) hususunda göğsünde
bir sıkıntı olmasın.
3- (Ey insanlar) Rabbinizden, size
indirilene uyun ve O'ndan başka
dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt
alıyorsunuz!
4- Nice kentler helak ettik. Gece
yatarlarken, yahut gündüz uyurlarken, azabımız
onlara geliverdi.
5- Azabımız onlara geldiğinde
"Biz gerçekten zalimlermişiz!"
demelerinden başka yalvarışları
kalmadı.
6- Kendilerine elçi gönderilmiş
olanlara da soracağız, gönderilen
elçilere de soracağız.
7- Ve elbette onlara, olan-biten herşeyi
bir bilgi ile anlatacağız; çünkü
biz onlardan uzak değiliz.
8- O gün (amelleri tartacak) terazi haktır.
Kimin (sevap) tartıları ağır
gelirse, işte onlar kurtulanlardır.
9- Kimin (sevap) tartıları
hafif gelirse, işte onlar da âyetlerimize
haksızlık etmelerinden ötürü
kendilerini ziyana sokanlardır.
10- Doğrusu Biz sizi yeryüzünde,
yerleştirdik, orada size geçimlikler
verdik; ne kadar da az şükrediyorsunuz!
11- Sizi yarattık, sonra size biçim
verdik, sonra da meleklere: "Âdem'e
secde edin" dedik; hepsi secde ettiler,
yalnız İblis, secde edenlerden
olmadı.
12- (Allah) buyurdu: "Sana emrettiğim
zaman, seni secde etmekten alıkoyan
nedir?" (İblis): "Ben, dedi,
ondan hayırlıyım; beni ateşten
yarattın, onu çamurdan yarattın."
13- (Allah) buyurdu: "Öyleyse
oradan in, orada büyüklük taslamak senin
haddin değildir. Çık, çünkü
sen aşağılıklardansın."
14- (İblis) dedi: (Bari) bana
(insanların) tekrar diriltilecekleri güne
kadar süre ver."
15- (Allah) buyurdu: "Haydi sen süre
verilmişlerdensin."
16- "Öyleyse, dedi, beni azdırmana
karşılık, and içerim ki, ben
de onlar(ı saptırmak) için senin
doğru yolunun üstüne oturacağım."
17- "Sonra (onların) önlerinden
arkalarından, sağlarından
sollarından onlara sokulacağım
ve sen, çoklarını şükredenlerden,
bulmayacaksın."
18- (Allah) buyurdu: "Haydi, sen,
yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan
çık. And olsun ki,onlardan sana kim
uyarsa, (bilin ki) sizin hepinizden
(derleyip) cehennemi dolduracağım."
19- (Sonra Allah, Âdem'e hitab etti):
"Ey Âdem! Sen ve eşin cennette
durun, dilediğiniz yerden yeyin; fakat
şu ağaca yaklaşmayın,
yoksa zalimlerden olursunuz."
20- Derken onların, kendilerinden
gizli kalan çirkin yerlerini kendilerine göstermek
için onlara fısıldadı:
"Rabbiniz, başka bir sebepten
dolayı değil, sırf ikiniz de
birer melek ya da ebedî kalıcılardan
olursunuz diye sizi şu ağaçtan
men etti." dedi.
21- Ve onlara: "Elbette ben size öğüt
verenlerdenim." diye de yemin etti.
22- Böylece onları aldatarak aşağı
sarkıttı (önceki mevkilerinden
indirdi). Ağacı(n meyvesini) tadınca,
çirkin yerleri kendilerine göründü ve
cennet yapraklarını üst üste
yamayıp üzerlerini örtmeğe başladılar.
Rableri onlara seslendi: "Ben sizi o ağaçtan
men etmedim mi ve şeytan size apaçık
düşmandır, demedim mi?"
23- Dediler ki: "Ey Rabbimiz! Biz
kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz
ve bize rahmetinle muamele etmezsen muhakkak
ziyana uğrayacaklardan oluruz!"
24- (Allah) buyurdu: "Birbirinize düşman
olarak inin, sizin yeryüzünde bir süreye
kadar kalıp geçinmeniz gerekmektedir."
25- "Orada yaşayacaksınız,
orada öleceksiniz ve yine oradan (dirilip)
çıkarılacaksınız!"
dedi.
26- Ey Âdemoğulları, size çirkin
yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek
elbise indirdik. Hayırlı olan,
takva elbisesidir. İşte bu(nlar),
Allah'ın âyetlerindendir, belki düşünüp
öğüt alırlar.
27- Ey Âdemoğulları. Şeytan,
ana babanızı, çirkin yerlerini
onlara göstermek için elbiselerini soyarak
cennetten çıkardığı
gibi, sizi de (şaşırtıp)
bir belaya düşürmesin! Çünkü o ve
kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz
yerden sizi görürler. Biz, şeytanları,
inanmayanların dostu yaptık.
28- Onlar bir kötülük yaptıkları
zaman: "Babalarımızı bu
yolda bulduk, bunu bize Allah emretti."
derler. De ki: "Allah kötülüğü
emretmez. Allah'a karşı bilmediğiniz
şeyleri mi söylüyorsunuz?"
29- De ki: "Rabbim bana adaleti
emretti. Her mescidde yüzünüzü O'na doğrultun
ve dini yalnız kendisine has kılarak
O'na yalvarın. İlkin sizi yarattığı
gibi yine O'na döneceksiniz."
30- (O) bir topluluğu doğru
yola iletti, bir topluluğa da sapıklık
hak oldu. Çünkü onlar, şeytanları
Allah'tan başka dostlar tuttular ve
kendilerinin de doğru yolda olduklarını
sanıyorlar.
31- Ey Âdemoğulları! Her
mescide gidişinizde güzel
giysilerinizi giyin ve yiyin, için, fakat
israf etmeyin, Çünkü Allah israf edenleri
sevmez.
32- De ki: "Allah'ın kulları
için çıkardığı
zinetleri ve tertemiz rızıkları
kim haram kılmış?" De
ki: "Bunlar, bu dünya hayatında
inananlar içindir, kıyamet gününde
de yalnız onlara mahsustur".
İşte böylece biz âyetleri bilen
bir topluluğa uzun uzun açıklıyoruz.
33- De ki: "Rabbim, sadece fuhşiyatı,
onun açık ve gizli olanını,
günahları, haksız yere isyanı,
haklarında hiç bir delil indirmediği
şeyleri Allah'a ortak koşmanızı
ve Allah hakkında bilmediğiniz
şeyleri söylemenizi yasaklamıştır".
34- Her ümmetin bir eceli vardır. O
ecel geldiğinde, ne bir ân
erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.
35- Ey Âdemoğulları! Size içinizden
peygamberler gelip âyetlerimi anlattıklarında,
kim Allah'tan korkar ve kendini düzeltirse,
işte onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir
de.
36- Kim de âyetlerimizi yalanlar ve
onlara karşı büyüklük taslarsa,
işte onlar cehennemliktirler ve orada
ebedî olarak kalacaklardır.
37- Allah'a karşı yalan uyduran
yahut âyetlerini yalanlayandan daha zalim
kim olabilir? Onlara Kitap'tan nasipleri erişir.
Canlarını alacak elçilerimiz
gelince onlara: "Allah'tan başka
taptıklarınız nerede?"
derler. Onlar: "O taptıklarımız
bizden sapıp ayrıldılar."
derler. Böylece kendilerinin kâfir
olduklarına bizzat şahitlik
ederler.
38- Allah onlara: "Sizden önce geçmiş
cin ve insan topluluklarıyla beraber
cehennem ateşine girin!" der.
Cehenneme giren her ümmet kendi din kardeşine
lanet eder. Nihayet hepsi oraya toplandığında,
sonrakiler öncekiler hakkında derler
ki: "Rabbimiz ! İşte şunlar
bizi doğru yoldan saptırdı.
Onlara cehennem ateşinden kat kat azab
ver". Allah der ki: "Herkesin azabı
kat kattır, fakat siz
bilemezsiniz".
39- Öncekiler de sonrakilere derler ki:
"Sizin bizden bir üstünlüğünüz
yoktur. O halde yaptıklarınızdan
dolayı azabı tadın".
40- Bizim âyetlerimizi yalanlayan ve
onlara inanmaya tenezzül etmeyenler var ya,
işte onlara göğün kapıları
açılmayacak ve deve (veya halat) iğne
deliğinden geçinceye kadar onlar
cennete giremeyeceklerdir. İşte suçluları
böyle cezalandırırız.
41- Onlara cehennemde ateşten bir
yatak, üstlerine de (ateşten) örtüler
vardır. Biz zalimleri işte böyle
cezalandırırız.
42- İman edenler ve iyi amellerde
bulunanlar -ki biz hiç kimseye gücünün
üstünde bir şey teklif etmeyiz işte
onlar cennet ehlidir ve orada ebedî olarak
kalacaklardır.
43- Orada kalblerinde bulunan kini çıkarıp
atarız. Onların altlarından
ırmaklar akar. "Bizi buna erdiren
Allah'a hamdolsun. Eğer Allah bizi doğru
yola sevk etmeseydi biz doğru yola erişemezdik.
Şüphesiz Rabbimizin peygamberleri bize
gerçeği getirmişler."
derler. Onlara şöyle seslenilir:
"İşte size cennet! Yaptıklarınıza
karşılık buna varis
oldunuz".
44- Cennet ehli, cehennem ehline:
"Rabbimizin bize vaad ettiğini gerçek
bulduk. Siz de Rabbinizin size vaad ettiğini
gerçek buldunuz mu?" diye seslenirler.
Onlar da "evet" derler. Bunun üzerine
aralarında bir çağırıcı
şöyle seslenir: "Allah'ın
laneti zalimler üzerine olsun!
45- Onlar, Allah'ın yolundan men
ederler ve onu eğriltmek isterler,
ahireti de inkâr ederlerdi".
46- Cennetliklerle cehennemlikler arasında
bir perde vardır. A'raf üzerinde de,
her iki taraftakileri simalarından tanıyan
kişiler vardır. Bunlar
cennetliklere: "selâm olsun size"
diye seslenirler. Bunlar henüz cennete
girmemiş, fakat girmeyi arzu eden
kimselerdir.
47- Gözleri cehennemlikler tarafına
çevrilince de :"Rabbimiz! Bizi zalim
toplulukla beraber eyleme!" derler.
48- A'raftakiler yüzlerinden tanıdıkları
kişilere seslenerek şöyle derler:
"Ne topluluğunuz, ne de büyüklük
taslamanız, size hiç bir yarar sağlamadı".
49- "Allah onları hiç bir
rahmete erdirmiyecek, diye yemin ettiğiniz
kimseler bunlar mıydı?"
(Cennetliklere dönerek): "Girin
cennete, artık size ne korku vardır,
ne de siz üzüleceksiniz" derler.
50- Cehennemdekiler, cennettekilere:
"Bize biraz su akıtın veya
Allah'ın size verdiği rızıktan
bize de verin." diye seslenirler.
Cennettekiler de: "Allah, bunların
ikisini de kâfirlere haram kıldı."
derler.
51- Onlar ki, dinlerini bir eğlence
ve oyun yerine koydular ve dünya hayatı
kendilerini aldattı. Onlar, bugüne
kavuşacaklarını nasıl
unuttular ve âyetlerimizi nasıl inkâr
ettilerse, biz de bugün onları öyle
unuturuz.
52- Gerçekten onlara, bilgiye göre açıkladığımız,
inanan bir toplum için yol gösterici ve
rahmet olan bir Kitap getirdik.
53- İlle onun te'vilini mi gözetiyorlar?
Onun te'vili geldiği (verdiği
haberler ortaya çıktığı)
gün, önceden onu unutmuş olanlar
derler ki: "Doğrusu Rabbimizin elçileri
gerçeği getirmiş. Şimdi
bizim şefaatçilerimiz var mı ki
bize şefaat etsinler, yahut tekrar geri
döndürülmemiz mümkün mü ki eski yaptıklarımızdan
başkasını yapalım?"
Onlar, kendilerini zarara soktular ve
uydurdukları şeyler kendilerinden
saptı, kaybolup gitti.
54- Şüphesiz Rabbiniz Allah, gökleri
ve yeri altı günde yarattı, sonra
Arş üzerine hükümran oldu. O, geceyi
durmadan onu kovalayan gündüze bürüyüp
örter; güneş, ay ve yıldızlar
emrine âmâdedir. İyi biliniz ki
yaratma ve emir O'nundur. Âlemlerin Rabbi
olan Allah ne yücedir.
55- Rabbinize yalvara yalvara ve gizlice
dua edin. Çünkü O, haddi aşanları
sevmez.
56- Düzeltildikten sonra yeryüzünde
bozgunculuk yapmayın. O'na, korkarak ve
rahmetini umarak dua edin. Muhakkak ki
Allah'ın rahmeti, iyilik edenlere yakındır.
57- Rahmetinin önünde müjdeci olarak rüzgarları
gönderen O'dur. O rüzgarlar, yağmur yüklü
bulutları yüklenince, onu kurak bir
memlekete gönderir, sonra onunla yağmur
yağdırır ve onunla her çeşit
ürünü yetiştiririz. İşte
Biz, ölüleri de böyle diriltiriz. Gerekir
ki düşünür, ibret alırsınız.
58- Güzel memleketin bitkisi, Rabbinin
izniyle çıkar; kötü olandan ise
yararsız bitkiden başka bir şey
çıkmaz. İşte biz, şükreden
bir toplum için âyetleri böyle açıklarız.
59- Andolsun ki Nûh'u elçi olarak
kavmine gönderdik de dedi ki: "Ey
kavmim! Allah'a kulluk edin sizin O'ndan başka
bir ilâhınız yoktur. Doğrusu
ben, üstünüze gelecek büyük bir günün
azabından korkuyorum."
60- Kavminden ileri gelenler dediler ki:
"Biz seni apaçık bir sapıklık
içinde görüyoruz".
61- (Nûh) dedi ki: "Ey kavmim!
Bende herhangi bir sapıklık yok,
ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş
bir elçiyim."
62- "Size Rabbimin gönderdiği
gerçekleri duyuruyorum, size öğüt
veriyorum ve Allah tarafından, sizin
bilmediğiniz şeyleri biliyorum."
63- (Allah'ın azabından) sakınıp
da rahmete nail olmanız için, içinizden
sizi uyaracak bir adam vasıtasıyla
size bir zikir(kitap) gelmesine şaştınız
mı?"
64- O'nu yalanladılar, biz de O'nu
ve O'nunla beraber gemide bulunanları
kurtardık, âyetlerimizi yalanlayanları
boğduk! Çünkü onlar, kalb gözleri körleşmiş
bir kavim idiler.
65- Âd (kavmin)e de kardeşleri Hûd'u
(gönderdik): "Ey kavmim! Allah'a
kulluk edin, sizin O'ndan başka bir ilâhınız
yoktur. (O'na karşı gelmekten) sakınmaz
mısınız?" dedi.
66- Kavminden ileri gelen kâfirler
dediler ki: "Biz seni bir çılgınlık
içinde görüyoruz, ve gerçekten seni
yalancılardan sanıyoruz."
67- (Hûd), "Ey kavmim! Bende çılgınlık
yok, ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş
bir elçiyim." dedi.
68- "Size Rabbimin gönderdiği
gerçekleri tebliğ ediyorum ve ben
sizin için güvenilir bir öğütçüyüm."
69- "Sizi uyarması için içinizden
bir adam aracılığı ile,
size bir zikir gelmesine şaştınız
mı? Düşünün ki (Allah) sizi, Nûh
kavminden sonra, onların yerine hâkimler
yaptı ve yaratılışta
sizi onlardan üstün kıldı.
Allah'ın nimetlerini hatırlayın
ki, kurtuluşa eresiniz."
70- Dediler ki: "Ya, demek sen tek
Allah'a kulluk edelim ve atalarımızın
taptıklarını bırakalım
diye mi (bize) geldin? Eğer doğrulardan
isen bizi tehdit ettiğin (o azabı)
bize getir!"
71- (Hûd) dedi ki: "Artık size
Rabbinizden bir azap ve bir hışım
inmiştir. Haklarında Allah'ın
hiç bir delil indirmediği, sadece
sizin ve atalarınızın taktığı
kuru isimler hususunda benimle tartışıyor
musunuz? Bekleyin öyleyse, şüphesiz
ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!
72- Onu ve onunla beraber olanları
rahmetimizle kurtardık ve âyetlerimizi
yalanlayıp da iman etmeyenlerin kökünü
kestik.
73- Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih'i
(gönderdik): "Ey kavmim dedi, Allah'a
kulluk edin, sizin O'ndan başka bir ilâhınız
yoktur. Size Rabbinizden açık bir
delil geldi. İşte şu, Allah'ın
devesi, size bir mucizedir; bırakın
onu Allah'ın yeryüzünde yesin (içsin),
sakın ona bir kötülük etmeyin, yoksa
sizi acı bir azap yakalar."
74- Düşünün ki (Allah) Âd'dan
sonra sizi hükümdarlar kıldı. Ve
yer yüzünde sizi yerleştirdi: O'nun düzlüklerinde
saraylar yapıyorsunuz, dağlarında
evler yontuyorsunuz. Artık Allah'ın
nimetlerini hatırlayın da yeryüzünde
fesatçılar olarak karışıklık
çıkarmayın.
75- Kavminden büyüklük taslayan ileri
gelenler, içlerinden zayıf görünen müminlere:
"Siz, dediler, Sâlih'in, gerçekten
Rabbi tarafından gönderildiğini
biliyor musunuz?" (Onlar da):
"(Evet), doğrusu biz onunla gönderilene
inananlarız!" dediler.
76- Büyüklük taslayanlar: "Biz,
sizin inandığınızı
inkâr edenleriz!" dediler.
77- Derken dişi deveyi boğazladılar
ve Rablerinin buyruğundan dışarı
çıktılar; "Ey Sâlih, eğer
hakikaten elçilerdensen, bizi tehdit ettiğin
(o azabı) bize getir! "dediler.
78- Bunun üzerine hemen onları, o
sarsıntı yakaladı, yurtlarında
diz üstü çökekaldılar.
79- Sâlih de o zaman onlardan yüz çevirdi
ve şöyle dedi: "Ey kavmim! And
olsun ki ben size Rabbimin elçiliğini
tebliğ ettim ve size öğüt
verdim, fakat siz öğüt verenleri
sevmiyorsunuz."
80- Lût'u da (peygamber olarak) gönderdik.
Kavmine dedi ki: "Sizden önce âlemlerden
hiç birinin yapmadığı fuhuşu
mu yapıyor sunuz?
81- Çünkü siz kadınları bırakıp
da şehvetle erkeklere gidiyorsunuz.
Belki de siz haddi aşan bir kavimsiniz.
82- Kavminin cevabı: "Onları
(Lût'u ve taraftarlarını)
kentinizden çıkarın, çünkü
onlar, fazla temizlenen insanlarmış!
"demelerinden başka bir şey
olmadı.
83- Biz de onu ve ailesini kurtardık,
yalnız karısı(nı
kurtarmadık) çünkü o, geride
kalanlardan oldu.
84- Ve üzerlerine bir (azab) yağmuru
yağdırdık. Bak ki günahkârların
sonu nasıl oldu!
85- Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı
(gönderdik): "Ey kavmim, dedi, Allah'a
kulluk edin, sizin O'ndan başka bir ilâhınız
yoktur. Size Rabbinizden açık bir
delil geldi: Ölçüyü ve tartıyı
tam yapın, insanların eşyalarını
eksik vermeyin, düzeltildikten sonra yeryüzünde
bozgunculuk yapmayın; eğer inanan
(insan)lar iseniz, böylesi sizin için daha
iyidir!"
86- Tehdit ederek, inananları Allah
yolundan alıkoyarak ve o yolun eğriliğini
arayarak öyle her yolun başında
oturmayın. Düşünün ki siz az
idiniz de O sizi çoğalttı. Bakın
ki bozguncuların sonu nasıl olmuştur.
87- Eğer içinizden bir grup benimle
gönderilene inanır, bir grup da
inanmazsa, Allah aramızda hükmedinceye
kadar sabredin. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.
88- Kavminden ileri gelen kibirliler
dediler ki: "Ey Şu'ayb! Ya mutlaka
seni ve seninle beraber inananları
kentimizden çıkarırız, ya da
dinimize dönersiniz!" Dedi ki; "İstemesek
de mi (bizi yurdumuzdan çıkaracak veya
dinimizden döndüreceksiniz?)"
89- (Andolsun ki), Allah bizi ondan (kâfirlikten)
kurtardıktan sonra tekrar sizin
dininize dönersek, Allah'a karşı
iftira etmiş oluruz. Rabbimiz Allah'ın
dilemesi hali müstesna geri dönmemiz bizim
için olacak şey değildir.
Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır.
Biz sadece Allah'a dayanırız. Ey
Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında
adaletle hükmet. Çünkü sen hükmedenlerin
en hayırlısısın.
90- Kavminden ileri gelen kâfirler
dediler ki: "Eğer Şu'ayb'a
uyarsanız o takdirde siz mutlaka ziyana
uğrarsınız."
91- Derken o (müthiş) sarsıntı
onları yakalayıverdi, yurtlarında
diz üstü çökekaldılar.
92- Şu'ayb'ı yalanlayanlar,
sanki yurtlarında hiç şenlik
tutmamış gibi oldular. Şu'ayb'ı
yalanlayanlar var ya işte ziyana uğrayanlar,
onlar oldular.
93- (Şu'ayb) onlardan öteye döndü
de: "Ey kavmim! dedi, ben size Rabbimin
gönderdiği gerçekleri duyurdum ve
size öğüt verdim, artık kâfir
bir kavme nasıl acırım?"
94- Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek,
onun halkını -yalvarıp yakarsınlar
diye mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır.
95- Sonra kötülüğü değiştirip
yerine iyilik (bolluk) getirdik, nihayet çoğaldılar
ve: "Atalarımıza da böyle
darlık ve sevinç dokunmuştu."
dediler ve hemen onları, hiç farkında
olmadıkları bir sırada ansızın
yakaladık.
96- (O) ülkelerin halkı inanıp
(Allah'ın azabından) korunsalardı,
elbette üzerlerine gökten ve yerden
bolluklar açardık; fakat yalanladılar,
biz de onları kazandıklarıyla
yakaladık.
97- Acaba o ülkelerin halkı,
geceleyin uyurlarken kendilerine azabımızın
gelmeyeceğinden emin mi idiler?
98- Yoksa o ülkelerin halkı, kuşluk
vakti eğlenirlerken onlara azabımızın
gelmeyeceğinden emin mi idiler?
99- Allah'ın tuzağından
(kurtulacaklarına) emin mi oldular?
Ziyana uğrayan topluluktan başkası,
Allah'ın tuzağından emin
olmaz.
100- Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne
vâris olanlara hâlâ şu gerçek belli
olmadı mı ki: Eğer biz
dileseydik onları da günahlarından
dolayı musibetlere uğratırdık!
Biz onların kalplerini mühürleriz de
onlar (gerçekleri) işitmezler.
101- İşte o ülkeler ki, sana
onların haberlerinden bir kısmını
anlatıyoruz Andolsun ki, peygamberleri
onlara apaçık deliller (mucizeler)
getirmişlerdi. Fakat önceden yalanladıkları
gerçeklere iman edecek değillerdi.
İşte o kâfirlerin kalplerini
Allah böyle mühürler.
102- Onların çoğunda, sözde
durma (diye bir şey) bulamadık.
Gerçek şu ki, onların çoğunu
yoldan çıkmış bulduk.
103- Sonra onların arkasından
Musa'yı mucizelerimizle Firavun'a ve
topluluğuna gönderdik. Tuttular o
mucizeleri inkâr ettiler. Ettiler de bak, o
bozguncuların âkıbetleri nasıl
oldu!
104- Musa: "Ey Firavun! Bil ki ben
âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş
bir peygamberim." dedi.
105- Allah'a karşı ilk görevim,
hak olandan başka bir şey söylemememdir.
Gerçekten ben size Rabbinizden bir mucize
getirdim, artık İsrailoğullarını
benimle gönder.
106- Firavun: "Eğer bir mucize
getirdiysen ve eğer doğru söyleyenlerden
isen onu göster" dedi.
107- Bunun üzerine Musa, asâsını
yere bırakıverdi, o da birdenbire
kocaman bir ejderha kesiliverdi.
108- Ve Musa elini koynundan çıkarıverdi,
eli bembeyaz olmuş, bakanların gözünü
kamaştırıyordu.
109- Firavun'un kavminden ileri gelenler,
"Muhakkak bu çok bilgili bir sihirbazdır."
dediler.
110- O, sizi yurdunuzdan çıkarmak
istiyor. (Firavun): "O halde siz ne
diyorsunuz?" dedi.
111- Onlar da "onu ve kardeşini
beklet, şehirlere de toplayıcılar
gönder." dediler.
112- "Bütün bilgiç sihirbazları
sana getirsinler."
113- O sihirbazlar Firavun'a geldiler:
"Galip gelirsek bize muhakkak mükâfat
var değil mi?" dediler.
114- "Evet" dedi (Firavun),
"Üstelik o zaman benim yakınlarımdan
olacaksınız."
115- Sihirbazlar, Musa'ya: "Ey Musa!
Önce sen mi hünerini ortaya koyacaksın,
yoksa biz mi?" dediler.
116- Musa, "Siz atın"
dedi. Atacaklarını atınca
herkesin gözünü büyülediler ve onları
dehşete düşürdüler. Doğrusu
büyük bir sihir gösterdiler.
117- Biz de Musa'ya "Sen de asânı
bırakıver." diye vahyettik.
Birdenbire asâ, onların bütün
uydurduklarını yakalayıp
yutuverdi.
118- Artık hakikat ortaya çıkmış
ve onların bütün yaptıkları
boşa gitmişti.
119- Orada mağlup olmuş ve küçük
düşmüşlerdi.
120- Sihirbazlar hep birden secdeye
kapandılar.
121- "Âlemlerin Rabbine iman
ettik." dediler.
122- "Musa'nın ve Harun'un
Rabbine."
123- Firavun: "Ben size izin
vermeden iman ettiniz ha!" dedi. "Şüphesiz
bu bir hiledir, siz bunu şehirde kurmuşsunuz,
yerli halkı oradan çıkarmak
istiyorsunuz, sonra anlayacaksınız!"
124- "Ellerinizi ve ayaklarınızı
çaprazlama kestireceğim, sonra da
bilin ki, sizi astıracağım."
125- Onlar da: "Şüphesiz o
takdirde biz Rabbimize döneceğiz."
dediler.
126- "Senin bize kızman da sırf
Rabbimizin âyetleri gelince onlara iman
etmemizden dolayıdır. Ey Rabbimiz!
Üzerimize sabır yağdır ve
canımızı müslüman olarak
al." derler.
127- Firavun kavminin ileri gelenleri
dediler ki: "Seni ve ilâhlarını
terketsinler de yeryüzünde fesat çıkarsınlar
diye mi Musa'yı ve kavmini serbest bırakacaksın?"
Firavun da dedi ki: "Onların oğullarını
öldüreceğiz, kızlarını
sağ bırakacağız ve onlar
üzerinde kahredici bir üstünlüğe
sahibiz."
128- Musa, kavmine dedi ki: "Allah'ın
yardımını ve lütfunu isteyin
ve sabır gösterin. Şüphesiz ki
yeryüzü Allah'ındır. Kullarından
dilediğini ona mirasçı kılar.
Sonunda kurtuluş müttakilerindir."
129- Kavmi de dediler ki: "Sen bize
gelmeden önce de eziyet gördük, sen
geldikten sonra da." Musa dedi ki:
"Umulur ki, Rabbiniz düşmanlarınızı
helak edip de sizi yeryüzünde halife kılacaktır
ve sizin nasıl işler yaptığınıza
bakacaktır."
130- Gerçekten biz, Firavun sülâlesini,
senelerce kıtlık ve gelir noksanlığı
içinde tutup kıvrandırdık
ki, düşünüp ibret alsınlar.
131- Fakat kendilerine iyilik geldiği
zaman, işte bu bizim hakkımızdır,
dediler, başlarına bir kötülük
gelince de, işte bu Musa ile yanındakilerin
uğursuzluğu yüzünden, dediler.
İyi bilin ki, onların uğursuzluğu
Allah katındandır. Lâkin çoğu
bunu bilmezler.
132- "Ve sen büyülemek için her
ne mucize getirirsen getir, biz sana
inanacak değiliz," dediler.
133- Biz de kudretimizin ayrı ayrı
alâmetleri olmak üzere başlarına
tufan, çekirge, haşereler, kurbağalar
ve kan gönderdik, yine inad edip direndiler
ve çok mücrim (suçlu) bir kavim oldular.
134- Ne zaman ki, azap üzerlerine çöktü,
dediler ki, "Ey Musa! Bizim için
Rabbine dua et, sana olan ahdi hürmetine eğer
bizden bu azabı kaldırır
uzaklaştırırsan, yemin olsun
ki, sana kesinlikle iman edeceğiz. Ve
İsrailoğullarını seninle
birlikte göndereceğiz."
135- Ne zaman ki, belli bir süreye kadar
onlardan azabı kaldırdık,
derhal yeminlerini bozdular.
136- Biz de, âyetlerimizi inkâr
ettikleri ve onlara kulak vermedikleri için
kendilerinden intikam aldık da hepsini
denizde boğduk.
137- Ve o hırpalanıp ezilmekte
olan kavmi de yeryüzünün, bereketle
donattığımız doğusuna
ve batısına mirasçı yaptık.
Ve böylece Rabbinin, İsrailoğullarına
olan o güzel vaadi, sabırları yüzünden
gerçekleşti. Biz de Firavun ile
kavminin yapageldikleri sanat eserlerini ve
diktikleri binaları yerle bir ettik.
138- Ve İsrailoğullarının
denizden geçmelerini sağladık?
Derken bir kavme vardılar ki, onlar,
kendilerine mahsus bir takım putlara
tapıyorlardı. Dediler ki; Ey Musa!
Onların tanrıları gibi, sen
de bize bir tanrı yap! Musa da onlara
dedi ki: Siz gerçekten cahillik eden bir
kavimsiniz.
139- Çünkü o gördüklerinizin içinde
bulundukları din, yok olmaya mahkûmdur
ve bütün yaptıkları batıldır.
140- Sizi âlemlere üstün kılan
Allah olduğu halde, ben size O'ndan başka
ilâh mı arayayım! dedi.
141- Hani sizi, Firavun sülâlesinin
elinden kurtardığımız
zaman, hatırlasanıza, size azabın
kötüsünü yapıyorlardı; oğullarınızı
öldürüyorlar, kızlarınızı
sağ bırakıyorlardı.
Bunda sizin için Rabbiniz tarafından büyük
imtihan vardı.
142- Ve Musa'ya otuz geceye vaat verdik
ve süreye bir on gece daha ekledik ve böylece
Rabbinin mikatı (tayin ettiği
vakit) tam kırk gece oldu. Musa, kardeşi
Harun'a şöyle dedi: Kavmim içinde
benim yerime geç, ıslaha çalış
ve bozguncuların yolundan gitme!
143- Ne zaman ki, Musa, mikatımıza
geldi, Rabbi ona kelâmıyla ihsanda
bulundu. "Ey Rabbim, göster bana
kendini de bakayım sana". dedi.
Rabbi ona buyurdu ki; "Beni katiyyen göremezsin
ve lâkin dağa bak, eğer o yerinde
durabilirse, sonra sen de beni göreceksin".
Daha sonra Rabbi dağa tecelli edince
onu yerle bir ediverdi, Musa da baygın
düştü. Ayılıp kendine
gelince, "Sen sübhansın",
"tevbe ettim, sana döndüm ve ben
inananların ilkiyim," dedi.
144- Allah buyurdu: Ey Musa! Sana verdiğim
peygamberlikle ve kelâmımla seni
insanlar üzerine seçkin kıldım.
Sana verdiğime sıkı sarıl
ve şükredenlerden ol!
145- Ve onun için o levhalarda her
şeyden yazdık, nasihat ve hükümlerin
ayrıntılarına ait herşeyi
(belirttik). Haydi bunlara sıkı
sarıl, kavmine de emret, onlar da en güzeline
sarılsınlar. Size yakında o
fasıkların yurdunu göstereceğim.
146- Yeryüzünde haksız yere büyüklük
taslayanları, âyetlerimizi anlamaktan
uzak tutacağım. Onlar ki, bütün
âyetlerimizi görseler de onlara iman
etmezler. Doğru yolu görseler de o
yolu tutup gitmezler. Eğer sapıklık
yolunu görürlerse tutar onu izlerler. Çünkü
onlar âyetlerimizi inkâr etmeyi âdet
edinmişler ve onlardan hep gafil
olagelmişlerdir.
147- Âyetlerimizi ve ahiretteki karşılaşmayı
inkâr edenlerin amelleri hepten boşa
gitmiştir. Çekecekleri ceza kendi yaptıklarından
başkası mı olacaktır?
148- Musa'nın arkasından kavmi,
tutmuş süs takılarından böğüren
bir buzağı heykeli edinmişlerdi.
O buzağının kendilerine bir söz
söylemediğini ve bir yol gösteremediğini
görmemişler miydi? Fakat yine de onu
tanrı edindiler ve zalimlerden oldular.
149- Ne zaman ki, ellerine kırağı
düşürüldü (yaptıklarına
pişman oldular), o zaman sapıtmış
olduklarını gördüler.
"Yemin olsun ki; eğer Rabbimiz
bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa,
muhakkak biz kötü akıbete düşenlerden
olacağız." dediler.
150- Musa, öfkeli ve üzüntülü olarak
kavmine döndüğünde şöyle dedi:
"Bana arkamdan ne kötü bir halef
oldunuz! Rabbinizin emriyle dönüşümü
beklemeden acele mi ettiniz?" Elindeki
levhaları bıraktı ve kardeşi
Harun'u başından tutarak kendine
doğru çekmeye başladı.
Harun, "Ey anamın oğlu!"
dedi, "inan ki, bu kavim beni güçsüz
buldu, az daha beni öldürüyorlardı,
sen de bana böyle yaparak düşmanları
sevindirme ve beni bu zalim kavimle bir
tutma."
151- Musa dedi ki: "Ey Rabbim! Beni
ve kardeşimi bağışla!
Bizi rahmetinin içine al. Sen
merhametlilerin en merhametlisisin."
152- Şüphesiz o buzağıyı
tanrı edinenlere Rablerinden bir gazap,
dünya hayatında iken de bir zillet erişecektir.
İşte biz, iftiracıları böyle
cezalandırırız.
153- O kötü amelleri işleyip de
sonra arkasından tevbe ve iman edenler
için hiç şüphe yok ki, Rabbin bundan
sonra yine de affedici ve merhamet edicidir.
154- Musa'nın öfkesi geçince
levhaları aldı. Onlardaki yazıda,
ancak Rablerinden korkanlar için bir
hidayet ve rahmet vardı.
155- Bir de Musa, mîkatımız için
(tayin ettiğimiz vakitte tevbe için)
kavminden yetmiş erkek seçti. Ne zaman
ki, bunları o sarsıntı
yakaladı, işte o zaman Musa:
"Rabbim! dedi, dileseydin bunları
da, beni de daha önce helâk ederdin.
Şimdi bizi, içimizdeki o beyinsizlerin
yaptıkları yüzünden helâk mi
edeceksin? O iş de senin imtihanından
başka bir şey değildi. Sen bu
imtihanla dilediğini sapıklıkta
bırakır, dilediğini de
hidayete erdirirsin. Bizim velimiz sensin.
Artık bizi bağışla,
merhamet et, sen bağışlayanların
en hayırlısısın."
156- "Ve bize hem bu dünyada bir
iyilik yaz, hem de ahirette. Biz gerçekten
de tevbe edip senin hidayetine döndük."
Buyurdu ki, azabım var, onu dilediğime
isabet ettiririm, rahmetim de vardır ,
o ise her şeyi kaplamış ve kuşatmıştır.
Onu da özellikle korunanlara, zekatını
verenlere ve âyetlerimize inananlara mahsus
kılacağım.
157- Onlar ki, o ümmî peygambere
uyarlar, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de
yazılmış bulacakları o
peygambere uyup, onun izinden giderler ki,
o, onlara iyiyi emreder ve onları kötülüklerden
alıkoyar, temiz ve hoş şeyleri
kendilerine helâl kılar, murdar ve kötü
şeyleri de üzerlerine haram kılar,
sırtlarından ağır yükleri
indirir, üzerlerindeki bağları ve
zincirleri kırar atar, işte o
vakit ona iman eden, ona kuvvetle saygı
gösteren, ona yardımcı olan ve
onun peygamberliği ile birlikte
indirilen nuru izleyen kimseler var ya, işte
asıl murada eren kurtulmuşlar
onlardır.
158- De ki; ey insanlar! Ben sizin
hepinize Allah'ın resulüyüm. O Allah
ki, göklerin ve yerin bütün mülkü
O'nundur. O'ndan başka hiçbir ilâh
yoktur. Öldüren de, dirilten de O'dur.
Bundan dolayı gelin, Allah'a ve resulüne
iman edin. Allah'a ve Allah'ın bütün
kelâmlarına iman etmiş bulunan o
ümmî peygambere, evet ona uyun ki,
hidayete erebilesiniz.
159- Musa'nın kavminden doğru
yolu gösteren ve doğrulukla adalet
yapan bir topluluk da vardı.
160- Biz onları oniki kabileye, o
kadar ümmete ayırdık. Ve kavmi
kendisinden su istediği zaman Musa'ya,
elindeki asâ ile taşa vur, diye
vahyettik, vurunca hemen o taştan oniki
pınar akmaya başladı. Halkın
her biri su alacağı yeri iyice öğrendi.
Bulutu da üzerlerine gönderdik, gölgeledik.
Onlara kudret helvası ve bıldırcın
indirdik. Size rızık olarak ihsan
ettiğimiz nimetlerin temizinden
yiyiniz, dedik. Onlar zulmü bize yapmadılar,
lakin kendi kendilerine zulmediyorlardı.
161- Ve o vakit onlara denilmişti
ki; Şu şehre yerleşin ve
orada dilediğiniz şeylerden yiyin,
"hitta" (günahlarımızı
bağışla.) deyin ve secde
ederek kapısından girin ki, suçlarınızı
bağışlayalım. İyilere
nimetlerimizi daha da arttıracağız.
162- İçlerinden bir kısım
zalimler, sözü değiştirdiler,
kendilerine söylenenden başka şekle
soktular. Zulmü alışkanlık
haline getirdikleri için biz de üzerlerine
gökten azap yağdırdık.
163- Bir de onlara, o deniz kıyısındaki
şehrin başına gelenleri sor.
O sırada onlar cumartesi yasağına
riayet etmiyorlardı. Cumartesi günü
balıklar akın akın
geliyorlardı, yasak olmadığı
gün gelmiyorlardı. Yoldan çıkıp
sapıklık yaptıkları için
biz de onları işte böyle sınıyorduk.
164- İçlerinden bir topluluk,
"Allah'ın helâk edeceği, ya
da çetin bir azapla cezalandıracağı
bir kavme ne diye nasihat ediyorsunuz"
dediği vakit, o uyarıda bulunanlar
dediler ki; "Rabbiniz tarafından
mazur görülmemiz için, bir de belki günahlardan
sakınırlar diye."
165- Onlar yapılan bunca nasihatı
unuttukları zaman, o kötülükten sakındıranları
kurtardık, o zalimleri de fena
hareketlerinden dolayı şiddetli
bir azaba uğrattık.
166- Böylece onlar kibre kapılıp
yasak kılınan şeylerden vazgeçmeyince,
biz de onlara, hor ve zelil maymunlar olun,
dedik.
167- O Vakit Rabbin işte şu
ahdi ilan edip bildirdi ki: Kıyamet gününe
kadar onlara en kötü muameleyi yapacak
olan kimseleri başlarına gönderecektir.
Muhakkak ki, Rabbin hızla cezalandırandır
ve yine muhakkak ki O, çok affedici, çok
merhametlidir.
168- Ve onları yeryüzünde birçok
ümmetlere ayırdık. İçlerinde
iyi olanları da vardı, olmayanları
da. Onları biz, bazan nimetlerle, bazan
da musibetlerle imtihana çektik. Sonunda
belki hakka dönerler diye.
169- Derken kitabı (Tevrat'ı)
miras alan bozuk bir nesil bunların
yerini aldı. Bize nasıl olsa mağfiret
edilecek diyerek, şu alçak dünya malını
alıyorlar, yine onun gibi bir mal ve rüşvet
gelse onu da alırlar. Allah'a karşı
haktan başka bir şey söylemeyeceklerine
dair kendilerinden o kitabın hükmü üzere
misak alınmamış mıydı?
Ve onun içindekileri okuyup öğrenmemişler
miydi? Oysa ahiret yurdu Allah'tan korkanlar
için daha hayırlıdır. Hâlâ
aklınızı başınıza
almayacak mısınız?
170- Kitaba sarılanlara ve namazı
kılmaya devam edenlere gelince, biz o
iyilerin ecrini hiçbir zaman yitirmeyiz.
171- Hani bir zamanlar biz o dağı
gölgelik gibi tepelerine çekmiştik de
üzerlerine düşüyor zannettikleri bir
sırada demiştik ki; "size
verdiğimiz kitabı kuvvetle tutun
ve içindekini hatırınızdan
çıkarmayın, umulur ki
korunursunuz."
172- Bir de Rabbin, Âdemoğullarından,
bellerindeki zürriyetlerini alıp da
onları kendi nefislerine şahit
tutarak: Ben sizin Rabbiniz değil
miyim?" dediği vakit, "pekâlâ
Rabbimizsin, şahidiz" dediler.
(Bunu) kıyamet günü "Bizim
bundan haberimiz yoktu." demeyesiniz
diye (yapmıştık).
173- Yahut, atalarımız daha önce
şirk koşmuşlardı. Biz
onlardan sonra gelen bir nesil idik, şimdi
o batıl yolu tutanların yaptıkları
yüzünden bizi helâk mi edeceksin,
demeyesiniz diye (yapmıştık).
174- Ve işte biz, âyetleri böyle
ayrıntılı olarak açıklıyoruz
ki, belki dönerler.
175- Onlara, kendisine âyetlerimizi
sunduğumuz o adamın kıssasını
da anlat; âyetlerden sıyrılıp
çıktı, derken onu şeytan
arkasına taktı, en sonunda da
helak olanlardan oldu.
176- Ve eğer dileseydik onu o âyetlerle
yüceltirdik, fakat o alçaklığa
saplandı kaldı ve kendi keyfinin
ardına düştü. Artık onun
ibret verici hali o köpeğin haline
benzer ki, üzerine varsan da dilini uzatır
solur, bıraksan da solur. İşte
bu, âyetlerimizi inkâr eden kavmin
misalidir. Bu kıssayı iyice anlat,
belki biraz düşünürler.
177- Âyetlerimizi inkâr edip, sırf
kendilerine zulmeden o kavmin hali ne kadar
kötüdür!
178- Allah kime hidayet ederse, o
hidayete erer, kimi de dalalette bırakırsa,
işte onlar hüsrana uğrayanların
ta kendileri olurlar.
179- Andolsun ki, cinlerden ve
insanlardan birçoğunu cehennem için
yarattık. Onların kalbleri vardır,
fakat onunla gerçeği anlamazlar. Gözleri
vardır, fakat onlarla görmezler.
Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler.
İşte bunlar hayvanlar gibidirler.
Hatta daha da aşağıdırlar.
Bunlar da gafillerin ta kendileridir.
180- Oysa en güzel isimler Allah'ındır.
Bundan dolayı Allah'a onlarla dua edin.
Onun isimlerinde sapıklık eden mülhidleri
(inkârcıları) terkedin. Onlar yakında
yaptıklarının cezasını
çekecekler.
181- Yine bizim yarattığımız
insanlardan öyle bir ümmet var ki, onlar
hakka yol gösterirler ve o hak ile adaleti
yerine getirirler.
182- Âyetlerimizi inkâr edenlere
gelince, biz onları, bilemiyecekleri yönlerden
derece derece düşüşe yuvarlayacağız.
183- Ayrıca ben onlara mühlet de
veririm. Fakat benim tuzak kurup helâk edişim
pek çetindir.
184- Onlar arkadaşlarında
herhangi bir cinnet bulunmadığını
hiç düşünmediler mi? O, açık
bir uyarıcıdan başka biri değildir.
185- Allah'ın göklerdeki ve yerdeki
mülkiyet ve tasarrufuna, Allah'ın
yaratmış olduğu herhangi bir
şeye ve ecellerinin gerçekten yaklaşmış
olması ihtimaline hiç bakmadılar
mı? Artık bu Kur'ân'dan sonra başka
hangi söze inanacaklar.
186- Allah kimi saptırırsa onu
yola getirecek bir kimse yoktur. O, onları
kendi hâllerine bırakır ve kendi
azgınlıkları içinde yuvarlanıp
giderler.
187- Sana, ne zaman kopacak diye kıyamet
vaktini soruyorlar. De ki; onun bilgisi yalnızca
Rabbimin katındadır. Onu tam
vaktinde koparacak olan O'ndan başkası
değildir. Onun ağırlığına
göklerde ve yerde dayanacak bir kimse
yoktur. O size ansızın gelecektir.
Sanki sen onu çok iyi biliyormuşsun
gibi sana soruyorlar. De ki, onun bilgisi
Allah katındadır. Fakat insanların
çoğu bunu bilmezler.
188- De ki, ben kendi kendime Allah'ın
dilediğinden başka ne bir menfaat
elde etmeye, ne de bir zararı önlemeye
malik değilim. Ben eğer gaybı
bilseydim daha çok hayır yapardım
ve kötülük denilen şey yanıma uğramazdı.
Ben iman edecek bir kavme müjde veren ve
uyaran bir peygamberden başka biri değilim.
189- Sizi bir tek nefisten yaratan,
onunla sükûnet bulsun diye eşini de
ondan yaratan Allah'tır. O, eşini
kucaklayıp sarılınca (ona
yaklaşınca), eşi hafif bir yük
yüklendi (hâmile kaldı). Bir müddet
böyle geçti, derken yükü ağırlaştı.
O vakit ikisi birden Rableri olan Allah'a
şöyle dua ettiler: "Eğer
bize salih bir evlat verirsen, biz muhakkak
şükredenlerden olacağız."
190- Fakat Allah, kendilerine salih bir
evlat verince, her ikisi de tuttular verdiği
evlatlar üzerine ona ortak koşmaya başladılar.
Allah, onların koştukları
şirkten münezzehtir.
191- Hiçbir şey yaratmayan ve
kendileri yaratılmış olan
putları mı Allah'a ortak
ediyorlar, ona eş koşuyorlar?
192- Bu putlar, ne o tapınanlara, ne
de kendi kendilerine yardım edebilirler.
193- Eğer siz onları doğru
yola çağırsanız, size
uymazlar. Onları ha çağırmışsınız,
ha çağırmayıp susmuşsunuz,
hiç fark etmez.
194- Allah'ı bırakıp taptıklarınız
da tıpkı sizin gibi kullardır.
Eğer iddianızda doğru iseniz
haydi onları çağırın da
size cevap versinler.
195- Onların yürüyecek ayakları,
tutacak elleri, görecek gözleri veya işitecek
kulakları mı var? De ki:
"Haydi çağırın o
ortaklarınızı, sonra bana
istediğiniz tuzağı kurun ve
elinizden gelirse göz açtırmayın."
196- "Zira benim velim, o kitabı
indiren Allah'tır. Ve O, salih kullarına
sahip çıkar."
197- "Sizin Allah'tan başka
taptıklarınız ise ne size
yardım edebilirler, ne de kendi
kendilerine yardımları dokunur."
198- "Siz onları doğru
yola çağıracak olsanız da
duymazlar." Onların sana baktıklarını
görürsün, bakarlar, ama görmezler.
199- Sen yine de affa sarıl, iyiliği
emret ve cahillerden yüz çevir.
200- Eğer şeytandan bir
vesvese, bir gıcık gelirse hemen
Allah'a sığın. Muhakkak ki,
Allah hakkıyla işiten, kemaliyle
bilendir.
201- Allah'tan korkanlar, kendilerine
şeytandan bir vesvese iliştiği
zaman, durup düşünürler de derhal
kendi basiretlerine sahib olurlar.
202- Şeytanların kardeşlerine
gelince, onlar öbürlerini sapıklığa
sürüklerler, sonra da yakalarını
bırakmazlar.
203- Onlara (arzularına göre) bir
âyet getirmediğin zaman, derleyip
toplasaydın ya derler, sen de de ki;
ben ancak Rabbimden bana ne vahyolunuyorsa
ona uyarım, işte bütünüyle bu
Kur'ân, Rabbinizden gelen basiretlerdir
(kalp gözünü açacak beyanlardır),
iman eden bir kavim için hidayettir,
rahmettir.
204- Kur'ân okunduğu zaman, hemen
susup onu dinleyin, umulur ki, rahmete nâil
olursunuz.
205- Sabah akşam demeden, kendi içinden,
korkarak ve yalvararak, alçak sesle Rabbini
an ve gafillerden olma.
206- Zira Rabbinin katında olanlar,
Allah'a kulluk etmekten asla kibirlenmezler,
O'nu tenzih eder, şanını
ulularlar ve yalnızca O'na secde
ederler.
|