|
1- Hamd, o
Allah'a mahsustur ki kulu (Muhammed'e) kitabı
indirdi ve ona hiçbir eğrilik koymadı.
2- Onu dosdoğru (bir kitap) olarak
(indirdi) ki katından gelecek şiddetli
azaba karşı (insanları) uyarsın
ve yararlı işler yapan müminlere
kendileri için güzel bir mükafat bulunduğunu
müjdelesin.
3- Onlar orada sürekli kalacaklardır.
4- Ve "Allah çocuk edindi"
diyenleri de uyarsın.
5- Bu hususta ne kendilerinin, ne de
atalarının hiçbir bilgisi yoktur.
Ağızlarından çıkan söz
ne büyük bir iftiradır. Onlar,
yalandan başka bir şey söylemiyorlar.
6- (Ey Muhammed!) Demek onlar, bu söze
(kitaba) inanmazlarsa, onların peşinde
üzüle üzüle kendini helak edeceksin!
7- Biz yeryüzündeki şeyleri
kendisine süs olsun diye yarattık ki,
insanların hangisinin daha güzel amel
edeceğini deneyelim.
8- Şüphesiz biz, yeryüzünde
olanları kupkuru bir toprak yapacağız.
9- Yoksa sen Ashab-ı Kehf'i ve
Rakim'i (isimlerinin yazılı
bulunduğu taş kitabeyi) şaşılacak
âyetlerimizden mi sandın?
10- O gençler mağaraya sığınınca
şöyle dediler: "Rabbimiz! Bize
katından bir rahmet ver ve bizim için
şu işimizden bir kurtuluş
yolu hazırla."
11- Bunun üzerine biz de kulaklarını
tıkayarak mağarada onları yıllarca
uyuttuk.
12- Sonra da iki gruptan hangisinin,
onların mağarada kaldıkları
süreyi daha iyi hesapladığını
anlamak için, onları tekrar uyandırdık.
13- Biz sana onların kıssalarını
gerçek olarak anlatacağız.
Hakikaten onlar, Rablerine iman eden birkaç
genç idi. Biz de onların hidayetlerini
artırdık.
14- (Oranın hükümdarı karşısında)
ayağa kalkarak dediler ki: "Bizim
Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz,
O'ndan başkasına ilâh deyip
tapmayız, yoksa saçma sapan konuşmuş
oluruz.
15- Şu bizim kavmimiz, Allah'tan başka
ilâh edindiler. Onların ilâh olduğuna
dair açık bir delil getirselerdi ya!
Allah'a karşı yalan uydurandan
daha zalim kim olabilir?
16- (İçlerinden biri şöyle
demişti:) "Mademki siz, onlardan
ve Allah'tan başka taptıkları
putlardan ayrıldınız, o halde
mağaraya sığının
ki, Rabbiniz rahmetinden size genişlik
versin ve işinizi rast getirip kolaylaştırsın."
17- Ey Muhammed! Baksaydın güneşin
doğduğu zaman mağaranın
sağ tarafına yöneldiğini,
batarken de sol taraftan onları
makaslayıp geçtiğini görürdün.
Onlar, mağaranın geniş bir
yerinde idiler. İşte bu Allah'ın
mucizelerindendir. Allah kime hidayet
ederse, işte o, hakka ulaşmıştır;
kimi de hidayetten mahrum ederse, artık
ona doğru yolu gösterecek bir dost
bulamazsın.
18- Bir de onları mağarada görseydin
uyanık sanırdın. Halbuki
onlar uykudadırlar. Biz onları sağa
sola çevirirdik. Köpekleri de girişte
ön ayaklarını ileri doğru
uzatmıştı. Eğer onları
görseydin, arkana bakmadan kaçardın
ve için korku ile dolardı.
19- Onları bir mucize olarak uyuttuğumuz
gibi, birbirlerine sorsunlar diye
kendilerini uyandırdık da içlerinden
bir sözcü şöyle dedi: "Ne kadar
durup kaldınız?" (Kimi)
"Bir gün ya da günün bir parçası
kadar kaldık" dediler. (Kimi de)
şöyle dediler: "Ne kadar durduğunuzu,
Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz
birinizi, bu gümüş paranızla
şehre gönderin de baksın, hangi
yiyecek daha temiz ise, ondan size azık
getirsin. Hem çok dikkatli davransın
ve sizi kimseye sezdirmesin."
20- "Çünkü şehir halkı,
sizi ellerine geçirirlerse muhakkak sizi taşlayarak
öldürürler veya kendi dinlerine çevirirler
ki, o zaman siz dünyada da ahirette de asla
kurtuluşa eremezsiniz."
21- Böylece insanları onlardan
haberdar kıldık ki, öldükten
sonra dirilmenin hak olduğunu ve kıyamet
gününden şüphe edilemeyeceğini
bildirmek için, öylece şehir halkına
buldurduk. Onları mağarada
bulanlar, aralarında durumlarını
tartışıyorlardı. Dediler
ki: "Üstlerine bir bina (kilise) yapın.
Bununla beraber Rableri, onları daha
iyi bilir." Sözlerinde üstün gelen müminler:
"Üzerlerine muhakkak bir mescid yapacağız."
dediler.
22- Ashab-ı Kehf'in sayılarında
ihtilaf edenlerden bazıları:
Onlar, üç kişidir, dördüncüleri köpekleridir"
diyecekler. Diğer bazıları da
"Onlar, beş kişidir, altıncıları
köpekleridir " diyecekler. Her ikisi
de bilinmeyen hakkında tahmin yürütmektir.
(kimileri de:) "Onlar, yedi kişidir;
sekizincisi köpekleridir" derler. De
ki: "Onların sayılarını
Rabbim daha iyi bilir." Onları
ancak pek azı bilir, Bu sebeple onlar
hakkında bu bildirilenler dışında
bir münakaşaya girişme ve bunlar
hakkında hiç kimseye de bir şey
sorma!
23- Hiçbir şey için, Allah'ın
dilemesi dışında: "Ben
yarın onu yapacağım
deme"
24- Ancak Allah dilerse (yapacağım
de). Ve unuttuğun vakit Allah'ı an
ve "Umarım Rabbim beni, doğruya
daha yakın olana eriştirir."
de.
25- Onlar, mağaralarında üçyüz
yıl kadar kaldılar ve dokuz yıl
da buna ilave etmişlerdir.
26- De ki: "Onların ne kadar
kaldıklarını Allah daha iyi
bilir." Göklerin ve yerin gaybı
O'na aittir. O ne güzel görendir! O ne mükemmel
işitendir! Onların, O'ndan başka
bir yardımcısı yoktur. O,
kendi hükümranlığına
kimseyi ortak etmez.
27- Rabbinin kitabından sana
vahyolunanı oku! Onun sözlerini değiştirecek
kimse yoktur. Ve O'ndan başka bir sığınılacak
da bulamazsın.
28- Nefsince de, sabah akşam rızasını
isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber
candan sabret. Sen dünya hayatının
süsünü isteyerek onlardan gözlerini ayırma.
Kalbini, bizi anmaktan gafil kıldığımız,
nefsinin kötü arzusuna uymuş ve işi
hep aşırılık olan
kimseye uyma.
29- Ve de ki: O hak Rabbimizdendir. Artık
dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.
Çünkü biz zalimler için öyle bir ateş
hazırlamışız ki,
duvarları, çepeçevre onları içine
alacaktır. Eğer feryad edip yardım
isteseler, erimiş maden gibi yüzleri
haşlayan bir su ile cevap verilir. O ne
kötü bir içecek ve ne kötü bir dayanma
yeri!
30- İman edip de güzel davranışlarda
bulunanlar var ya, şüphe yok ki biz öyle
güzel işler yapanların mükafatını
zayi etmeyiz.
31- İşte onlara Adn cennetleri
vardır; altlarından ırmaklar
akar, orada altın bileziklerle süslenecekler,
ince ve kalın ipekliden yeşil
elbiseler giyerek koltuklar üzerine dayanıp
kurulacaklar. O ne güzel karşılık
ve ne güzel kalma yeri!
32- Onlara, şu iki adamı misal
olarak anlat: Biz bunlardan birine her türlü
üzümden iki bağ vermişiz, her
ikisinin etrafını hurmalarla
donatmışız, aralarında
da bir ekinlik yapmışız.
33- İki bağın ikisi de
yemişlerini vermiş, hiçbir şey
noksan bırakmamış, ikisinin
ortasından bir de nehir akıtmışız.
34- İki bağın sahibinin
ayrıca başka geliri vardı.
Bundan dolayı bu adam arkadaşıyla
münakaşa ederken: "Ben malca
senden daha zengin ve insan sayısı
bakımından da senden daha güçlü
ve üstünüm" dedi.
35- Adam, bu şekilde kendine
zulmederek bağına girdi ve şöyle
dedi: "Bunun hiç yok olacağını
sanmıyorum"
36- "Kıyametin kopacağını
da zannetmem. Şayet Rabbimin huzuruna götürürlürsem,
muhakkak orada bundan daha hayırlı
bir sonuç bulurum".
37- Bunun üzerine kendisiyle münakaşa
eden arkadaşı da ona şöyle
dedi: "Seni topraktan, sonra seni bir
damla sudan yaratan, daha sonra da seni
insan haline getireni mi inkar ediyorsun?
38- "Fakat ben iman ederek diyorum
ki: O Allah, benim Rabbimdir, ben Rabbime
kimseyi ortak koşmam."
39- "Kendi bağına girdiğin
zaman: "Bu Allah'dandır, benim
kuvvetimle değil, Allah'ın kuvveti
ile olmuştur, deseydin ya! Her ne kadar
beni, malca ve evlatça kendinden az görüyorsan
da."
40- Belki Rabbim, bana, senin bağından
daha hayırlısını verir;
senin bağına ise gökten yıldırımlar
gönderir de, bağın yalçın
bir toprak haline gelir."
41- "Yahut, bağının
suyu yerin dibine çekilir de bir daha
suyunu çıkarıp bağını
sulayamazsın."
42- Derken serveti yok edildi. Bunun üzerine
bağına yaptığı
masraflara karşı ellerini oğuşturmaya
başladı. Bağ, çardakları
üzerine yıkılmış kalmıştı,
"Ah Keşke Rabbime hiçbir şeyi
ortak koşmasaydım" diyordu.
43- Onun Allah'tan başka yardım
edecek adamları yoktur ve Allah'a karşı
kendi nefsini de kurtaramadı.
44- İşte burada yardım,
yalnız hak olan Allah'a aittir. O'nun
verdiği mükâfat da daha hayırlıdır,
netice de daha hayırlıdır.
45- Ey Muhammed! Sen onlara dünya hayatının
misalini ver. Dünya hayatı, gökten
indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su
sayesinde yeryüzünün bitkileri (her renk
ve çiçekten) birbirine karışmış,
nihayet bir çöp kırıntısı
olmuştur. Rüzgarlar onu savurur gider.
Allah her şeye muktedirdir.
46- Mal ve oğullar, dünya hayatının
süsüdür. Bakî kalacak olan iyi ameller
ise, Rabbinin katında, sevabca da hayırlıdır,
ümid yönünden de daha hayırlıdır.
47- O kıyamet gününü hatırla
ki, dağları yürüteceğiz ve
yeryüzünü çırılçıplak göreceksin.
Bütün insanları, mahşerde
toplayacağız hiçbir kimseyi bırakmayacağız.
48- Onlar, saf halinde Rabbine arz edilmişlerdir.
Allah, onlara şöyle diyecektir: "Şüphesiz
sizi ilk önce yarattığımız
gibi bize geldiniz. Fakat, size kıyamet
için yaptığımız vaadi
yerine getirmeyeceğimizi sanmıştınız,
değil mi?
49- O gün herkesin amel defteri ortaya
konulmuştur. Ey Muhammed! Günahkârların,
amel defterlerinden korkarak: "Eyvah
bize! Bu nasıl deftermiş ki, büyük
küçük hiçbir şey bırakmadan
hepsini saymış dökmüş"
dediklerini görürsün. Onlar, bütün yaptıklarını
hazır bulmuşlardır. Senin
Rabbin hiç kimseye zulmetmez.
50- Yine o vakti hatırla ki biz,
meleklere: "Âdem'e secde edin!"
demiştik. İblis hariç olmak üzere
onlar hemen secde ettiler. İblis
cinlerdendi, Rabbinin emrinden dışarı
çıktı. Şimdi siz beni bırakıp
da İblis'i ve soyunu dostlar mı
ediniyorsunuz? Halbuki onlar sizin düşmanınızdır.
Zalimler için bu ne kötü bir değişmedir.
51- Ben, onları (İblis ve
soyunu) ne göklerin ve yerin yaratılışında,
ne de kendilerinin yaratılışında
şahit tutmadım ve hiçbir zaman doğru
yoldan çıkanları yardımcı
edinmiş değilim.
52- Ve o (kıyamet) günü Allah kâfirlere
şöyle buyuracak: "Ortaklarım
ve şefaatçılarınız diye
zannettiğiniz putlarınızı
çağırın." Müşrikler
onları çağırırlar,
fakat kendilerine cevap vermezler. Biz, kâfirlerle
ilâhları arasına ateşten bir
engel koymuşuzdur.
53- Günahkârlar ateşi görmüşler
de artık ona düşeceklerini anlamışlardır.
Fakat ondan kaçıp sığınacak
bir yer bulamazlar.
54- Şüphesiz biz, bu Kur'ân'da
insanlara çeşitli mânâları türlü
misallerle açık olarak verdik. İnsan
ise, her şeyden çok mücadelecidir.
55- Kendilerine doğru yolu gösteren
peygamber geldiğinde insanları,
iman etmekten ve Rabblerinden günahlarının
mağfiretini istemekten alıkoyan
şey sadece geçmiş milletlerin başlarına
gelen felaketlerin kendilerine de gelmesini
veya ahiret azabının ansızın
göz göre göre gelip çatmasını
beklemek olmuştur.
56- Halbuki biz peygamberleri ancak müjdeciler
ve uyarıcılar olarak göndeririz.
Kâfir olanlar ise hakkı, batılla
ortadan kaldırmak için mücadele
ediyorlar. Onlar, âyetlerimizi ve
korkutuldukları azabı da alaya almışlardır.
57- Rabbinin âyetleriyle nasihat edilip
de onlardan yüz çeviren ve daha önce işlediği
günahları unutandan daha zalim kim
olabilir? Biz onların kalbleri üzerine
(Kur'ân'ı) anlamalarına engel
olan bir ağırlık, kulaklarına
da sağırlık verdik. Ey
Muhammed! Sen onları doğru yola çağırsan
da onlar asla hidayete ermezler.
58- Bununla beraber rahmet sahibi olan
Rabbin çok bağışlayıcıdır,
tevbe eden kullarına rahmeti boldur. Eğer
Allah, işledikleri günahlar yüzünden
onları hemen cezalandıracak olsaydı,
onlara hemen azab ederdi. Fakat onlara vaad
edilen bir zaman vardır ki, o geldiğinde
Allah'ın azabından bir kurtuluş
yeri bulamazlar.
59- İşte zulmettikleri için
helak ettiğimiz şehirler! Biz
onların helâkleri için de belirli bir
zaman tayin etmiştik.
60- Ey Muhammed! Bir vakit Musa genç
adamına demişti ki: "İki
denizin birleştiği yere ulaşıncaya
kadar gideceğim, yahut senelerce gideceğim."
61- Bunun üzerine ikisi de iki denizin
birleştiği yere vardıklarında
balıklarını unuttular. Bu
arada balık, denizde yolunu bulup
kaybolmuştu.
62- İki denizin birleştiği
yeri geçtikleri zaman, Musa genç arkadaşına:
"Kuşluk yemeğimizi getir. Gerçekten
biz bu yolculuğumuzda epey
yorulduk" dedi.
63- Adam: "Gördün mü! dedi.
Kayaya sığındığımız
vakit doğrusu ben balığı
unutmuşum. Onu hatırlamamı,
muhakkak şeytan bana unutturdu. O
denizde garip bir yol tutup gitmişti."
64- Musa da demişti ki: "İşte
aradığımız o idi."
Bunun üzerine izlerine dönüp gerisin geri
gittiler.
65- Nihayet kullarımızdan bir
kul buldular ki, biz ona katımızdan
bir rahmet vermiş ve tarafımızdan
bir ilim öğretmiştik.
66- Musa ona: "Allah'ın sana öğrettiği
ilim ve hikmetten bana da öğretmen için
sana tabi olabilir miyim?" dedi.
67- (Hızır) dedi ki: "Doğrusu
sen benimle asla sabredemezsin.
68- "İçyüzünü kavrayamadığın
şeye nasıl sabredeceksin?"
69- Musa: "İnşaallah beni
sabırlı bulacaksın ve senin
hiçbir işine karşı gelmeyeceğim"
dedi.
70- (Hızır) dedi ki: "O
halde bana tabi olacaksın; ben sana sırrını
anlatmadıkça, hiçbir şey hakkında
bana soru sorma!"
71- Bunun üzerine ikisi beraber yürüdüler.
Nihayet gemiye bindikleri zaman, o kul (Hızır)
gemiyi deldi. Musa, ona şöyle dedi:
"Geminin içindekileri boğmak için
mi deldin? Doğrusu çok kötü bir iş
yaptın."
72- (Hızır:) "Sen benimle
asla sabredemezsin, demedim mi?" dedi.
73- Musa dedi ki: "Unuttuğum
şeyden dolayı beni suçlama ve bu
işimden dolayı bana bir güçlük
çıkarma."
74- Yine gittiler. Nihayet bir erkek çocuğa
rastladıklarında Hızır
hemen onu öldürdü. Musa: "Kısas
olmadan masum bir cana nasıl kıyarsın?
Doğrusu sen çok fena bir şey yaptın"
dedi.
75- Hızır dedi ki: "Doğrusu
sen benimle asla sabredemezsin demedim mi
sana?"
76- (Musa) dedi ki: "Eğer
bundan sonra sana bir şey sorarsam bana
arkadaş olma! Hakikaten benim tarafımdan
ileri sürülebilecek son mazerete ulaştın.
77- Bunun üzerine yine yürüdüler.
Nihayet bir köy halkına varıp
onlardan yemek istediler. Ancak köy halkı
onları misafir etmekten kaçındılar.
Derken orada yıkılmak üzere olan
bir duvar buldular. Hızır hemen
onu doğrulttu. Musa: "İsteseydin
elbet buna karşı bir ücret alırdın"
dedi.
78- Hızır dedi ki: "İşte
bu, seninle benim aramızın ayrılmasıdır.
Şimdi sana o sabredemediğin şeylerin
içyüzünü haber vereceğim."
79- "Gemi, denizde çalışan
bir kaç yoksula aitti. Onu kusurlu kılmak
istedim, çünkü onların ilerisinde
her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdar
vardı."
80- "Oğlana gelince, onun
ana-babası mümin kimselerdi. Çocuğun
onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden
korktuk."
81- "İstedik ki Rabbleri onun
yerine kendilerine ondan temizlikçe daha
hayırlı ve daha çok merhamet eden
birini versin."
82- "Duvar ise, o şehirde iki
yetim oğlana ait idi. Duvarın altında
onların bir hazinesi vardı.
Babaları da iyi bir kimse idi. Onun için
Rabbin istedi ki o iki çocuk erginlik çağlarına
ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak
hazinelerini çıkarsınlar. Ve ben
bunların hiçbirini kendiliğimden
yapmadım. İşte senin
sabredemediğin şeylerin içyüzleri
budur."
83- Bir de sana Zülkarneyn'den
soruyorlar. De ki: Size ondan bir hatıra
okuyacağım.
84- Gerçekten biz onu (Zülkarneyn'i)
yeryüzünde iktidar sahibi yaptık ve
ona ulaşmak istediği her şeyi
elde etmesinin bir yolunu verdik.
85- Derken o da bu yollardan birini tutup
gitti.
86- Nihayet güneşin battığı
yere vardığı zaman, güneşi,
(sanki) kara bir balçıkta batıyor
buldu. Bir de bunun yanında bir kavim
buldu. Biz ona dedik ki: "Ey Zülkarneyn!
Onları ya cezalandırırsın
veya onların hakkında iyi davranırsın."
87- O da demişti ki: "Kim haksızlık
ederse muhakkak ona azab edeceğiz;
Sonra Rabbine geri döndürülecek, O da onu
görülmemiş bir azabla cezalandırır."
88- "Amma her kim de iman edip iyi
bir iş yaparsa, buna da en güzel mükâfat
vardır. Biz ona dünyada kolaylık
gösterir zor işlere koşmayız."
89- Sonra Zülkarneyn yine bir yol tuttu.
91- İşte Zülkarneyn'in kudret
ve saltanatı böyleydi. Ve biz onun yanında
olan her şeyi bilgimizle kuşatmıştık.
92- Sonra yine bir yol tuttu.
93- Nihayet iki dağ arasına ulaştığında
onların önünde, hemen hiç söz
anlamayan bir kavim bulmuştu.
94- Dediler ki: "Ey Zülkarneyn!
Ye'cuc ve Me'cuc bu yerde fesat çıkarıyorlar.
Onun için, bizimle onlar arasında bir
sed yapman şartıyla sana bir vergi
versek olur mu?"
95- Dedi ki: "Rabbimin bana vermiş
olduğu servet ve saltanat, sizin vereceğiniz
şeyden daha hayırlıdır.
Bana maddî yardımda bulunun da sizinle
onların arasına en sağlam
seddi yapayım.
96- "Bana, demir kütleleri
getirin." Nihayet dağın iki
ucunu denkleştirdiği vakit:
"Ateş yakıp körükleyin"
dedi. Demiri bir ateş koru haline
getirince. "Bana erimiş bakır
getirin üzerine dökeyim" dedi.
97- Artık Ye'cuc ve Me'cuc bu seti
ne aşabildiler ne de delebildiler.
98- Zülkarneyn dedi ki: "Bu
Rabbimin bir lütfudur. Rabbimin vaadi geldiği
vakit de onu dümdüz yapacaktır.
Rabbimin vaadi de haktır.
99- Biz o gün (kıyamet günü)
onları bırakıvermişizdir.
Dalgalar halinde birbirlerine girerler, Sûr'a
da üfürülmüştür. Böylece onların
hepsini bir araya toplamışızdır.
100- Ve cehennemi o gün kâfirlere öyle
bir göstereceğiz ki!
101- Onlar ki, beni hatırlatan âyetlerimden
gözleri bir örtü içindeydi. İşitmeye
de tahammül edemiyorlardı.
102- O kâfirler, beni bırakıp
da kullarımı dostlar
edineceklerini mi sandılar? Doğrusu
biz cehennemi o kâfirlere bir konukluk
olarak hazırladık.
103- De ki: Amelleri en çok boşa
gidenleri size bildirelim mi?
104- Onların dünya hayatında
çalışmaları boşa gitmiştir.
Oysa onlar güzel işler yaptıklarını
sanıyorlardı.
105- İşte onlar, Rabblerinin âyetlerini
ve O'nun huzuruna çıkacaklarını
inkâr etmişlerdir de bu yüzden iyilik
altında yaptıkları bütün
amelleri boşa gitmiştir. Artık
kıyamet günü onlar için hiçbir ölçü
tutturmayız.
106- İşte böyle, onların
cezaları cehennemdir. Çünkü inkâr
etmişler ve benim âyetlerimi,
peygamberlerimi alaya almışlardır.
107- İman edip salih ameller işleyenlere
gelince, onlar için Firdevs cennetleri
konak olmuştur.
108- İçlerinde ebedî olarak
kalacaklar, oradan hiç ayrılmak
istemeyeceklerdir.
Bu hatırlatma ve uyarmayı
yeterli görmeyip de daha fazla açıklama
isteyenlere karşı ey Muhammed!
109- Deki: "Eğer Rabbimin sözlerini
yazmak için deniz mürekkep olsa, Rabbimin
sözleri tükenmeden önce, deniz muhakkak tükenecekti,
bir mislini daha yardımcı getirsek
bile."
110- De ki: "Ben de sizin gibi ancak
bir beşerim. Ne var ki, bana ilâhınızın
ancak bir ilâh olduğu vahyolunuyor.
Onun için her kim Rabbine kavuşmayı
arzu ederse iyi amel işlesin ve Rabbine
yaptığı ibadete hiç kimseyi
ortak etmesin."
|