|
1- Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten
yaratan ve ondan eşini yaratıp
ikisinden bir çok erkekler ve kadınlar
üreten Rabbinizden korkun; kendi adına
birbirinizden dilekte bulunduğunuz
Allah'dan ve akrabalık (bağlarını
kırmak)tan sakının. Şüphesiz
Allah sizin üzerinizde gözeticidir.
2- Öksüzlere mallarını verin
ve kötüsünü (onlara vererek) iyisiyle değiştirmeyin.
Onların mallarını, kendi
mallarınıza karıştırıp
yemeyin. Zira bu, büyük bir günahtır.
3- Eğer öksüz kızlarla
evlendiğinizde onlara karşı
adaletli davranamamaktan korkarsanız,
hoşunuza giden diğer kadınlardan
iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz.
Eğer adaleti gözetmemekten korkarsanız,
o zaman bir tane ile veya elinizin altındakiyle
(sahip olduğunuz câriye ile) yetinin.
Doğruluktan ayrılmamak için bu
daha elverişlidir.
4- Kadınlara mehirlerini gönül hoşluğuyla
verin. Eğer onlar gönül rızasıyla
size bir şey bağışlarlarsa
onu afiyetle yiyin.
5- Allah'ın, sizi başına
diktiği mallarınızı aklı
ermezlere vermeyin; o mallarla onları
besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.
6- Evlenme çağına gelinceye
kadar yetimleri gözetip deneyin. Onların
akılca olgunlaştıklarını
görürseniz, mallarını
kendilerine teslim edin. "Büyüyecekler
de mallarına sahip olacaklar" endişesiyle
onları israf ederek, tez elden yemeyin.
Zengin olan, onların malını
yemekten çekinsin. Fakir olan ise, meşrû
sûrette yesin. Mallarını
kendilerine verdiğiniz zaman, bunu
şahitler karşısında yapın.
Hesap görücü olarak Allah yeter.
7- Ana, baba ve akrabaların miras
olarak bıraktıklarında
erkeklerin hissesi vardır. Kadınların
da ana, baba ve akrabaların bıraktıklarında
hisseleri vardır. Bunlar, az olsun çok
olsun, farz kılınmış bir
hissedir.
8- Paylaşma sırasında
akrabalar, öksüzler, yoksullar hazır
bulunurlarsa, onlara da bir şey verin
ve onlara güzelce sözler söyleyerek gönüllerini
alın.
9- Kendileri, geriye zayıf çocuklar
bıraktıkları takdirde, onların
geleceğinden endişe duyacak
olanlar, (yetimler hakkında da aynı)
endişeyi duysunlar, Allah'dan sakınsınlar
ve doğru söz söylesinler.
10- Yetimlerin mallarını haksız
yere yiyenler, muhakkak ki karınlarını
ateşle doldurmuş olurlar ve
cehennemi boylarlar.
11- Allah size evlatlarınızın
miras taksimini şöyle emrediyor: Çocuklarınızda,
erkeğe iki kadın payı kadar,
eğer hepsi kadın olmak üzere
ikiden de fazla iseler, bunlara mirasın
üçte ikisi ve eğer bir tek kadın
ise o zaman ona malın yarısı
vardır. Eğer ölen, ana ve baba
ile birlikte çocuklar da bırakmışsa
ana babanın her birine ölenin
terekesinden altıda bir; şâyet ölenin
çocuğu yok da, mirasçı olarak
ana ve babası kalmışsa, ananın
payı üçte birdir. Eğer ölenin
kardeşleri varsa terekenin altıda
biri ananındır. Bu paylar, ölenin
borçları ödenip, vasiyeti de yerine
getirildikten sonra hak sahiplerine verilir.
Baba ve çocuklardan, hangisinin size fayda
bakımından daha yakın olduğunu,
siz bilmezsiniz. Bütün bunlar Allah tarafından
farz kılınmıştır.
Şüphesiz Allah alîmdir, hakîmdir.
12- Eğer hanımlarınızın
çocukları yoksa, bıraktıkları
mirasın yarısı sizindir.
Şâyet bir çocukları varsa o
zaman mirasın dörtte biri sizindir. Bu
paylar, ölenin vasiyeti yerine
getirildikten ve varsa, borcu ödendikten
sonra verilir. Eğer siz çocuk bırakmadan
ölürseniz, geriye bıraktığınız
mirasın dörtte biri hanımlarınızındır.
Şâyet çocuklarınız varsa o
zaman bıraktığınız
mirasın sekizde biri hanımlarınızındır.
Bu paylar, yaptığınız
vasiyetler yerine getirilip ve varsa
borcunuz ödendikten sonra verilir. Eğer
ölen bir erkek veya kadının çocuğu
ve babası bulunmadığı
halde kelâle olarak (yan koldan) mirasına
konuluyor ve kendisinin bir erkek veya kızkardeşi
bulunuyorsa, bunlardan herbirinin miras payı
terekenin altıda biridir. Eğer
mevcut olan kardeşler bundan daha çok
iseler, bu takdirde kardeşler mirasın
üçte birini zarara uğratılmaksızın
aralarında eşit olarak taksim
ederler. Bu paylar ölenin vasiyeti yerine
getirilip ve varsa borcu ödendikten sonra
verilir. Bunlar, Allah tarafından bir
emirdir. Allah her şeyi bilen ve yarattıklarına
çok yumuşak davranandır.
13- İşte bütün bu hükümler,
Allah'ın koyduğu hükümler ve çizdiği
sınırlardır. Kim Allah'a ve
Peygamberine itâat ederse Allah onu altlarından
ırmaklar akan cennetlere koyar. Onlar,
orada ebedî olarak kalacaklardır.
İşte büyük kurtuluş budur.
14- Kim de Allah'a ve Peygamberine isyan
eder ve Allah'ın koyduğu sınırları
aşarsa Allah onu da ebedî kalacağı
cehennem ateşine koyar. Onun için alçaltıcı
bir azab vardır.
15- Kadınlarınızdan zina
edenlere karşı, içinizden dört
şahit getirin. Eğer onlar, şahitlik
yaparlarsa, bu kadınları, ölüm
alıp götürünceye kadar veya Allah
onlara bir çıkış yolu açıncaya
kadar evlerde hapsedin.
16- Sizlerden zina edenlerin her ikisine
de eziyet edin. Eğer onlar tevbe edip
kendilerini ıslah ederlerse onlardan
vazgeçin. Çünkü Allah tevbeleri kabul
eden ve çok merhamet edendir.
17- Ancak Allah'ın kabul etmesini
vaad buyurduğu tevbe, o kimseler içindir
ki, bilmeyerek günah işleyip hemen
tevbe edenlerin tevbesidir. İşte
Allah bunların tevbelerini kabul eder.
Allah alîmdir hakîmdir. (Her şeyi
bilendir, hikmet sahibidir).
18- Yoksa günah işleyip de
kendisine ölüm gelince: "İşte
ben şimdi tevbe ettim." diyen
kimselerin tevbesi kabul edilmez. Kâfir
olarak ölenlerin de tevbeleri kabul
edilmez. İşte bunlara ahirette can
yakıcı bir azap hazırlamışızdır.
19- Ey iman edenler! Kadınlara zorla
varis olmanız size helal değildir.
Verdiğiniz mehrin bir kısmını
kurtaracaksınız diye, onları
sıkıştırmanız da
helal değildir. Ancak açık bir
hayasızlık yapmış
olurlarsa başka. Onlarla iyi geçinin.
Eğer kendilerinden hoşlanmadınızsa,
olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmasanız
da Allah onda bir çok hayır takdir
etmiş bulunur.
20- Eğer bir eşi bırakıp
da yerine diğer bir eş almak
isterseniz, öncekine yüklerle mehir vermiş
de bulunsanız, ondan bir şey geri
almayın. O malı bir iftira ve açık
bir günah isnadı yaparak geri alır
mısınız?
21- Birbirinizle kaynaşıp başbaşa
kalmışken ve onlar sizden kuvvetli
bir teminat almışken verdiğinizi
nasıl geri alabilirsiniz?
22- Cahiliye devrinde geçenler müstesna,
babalarınızın nikahladığı
kadınlarla evlenmeyiniz. Şüphe
yok ki o, pek çirkindi, iğrenç idi, o
ne fena bir âdetti.
23- Size şunları nikahlamak
haram kılındı: Anneleriniz, kızlarınız,
kız kardeşleriniz, halalarınız,
teyzeleriniz, erkek ve kız kardeşlerinizin
kızları, sizi emziren süt
anneleriniz, süt kızkardeşleriniz
ve karılarınızın
anneleri, ve kendileri ile zifafa girdiğiniz
kadınlarınızdan olan ve
evlerinizde bulunan üvey kızlarınız.
Eğer üvey kızlarınızın
anneleri ile zifafa girmemişseniz
onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur.
Sulbünüzden gelen (öz) oğullarınızın
hanımları ile evlenmeniz ve iki kız
kardeşi birlikte nikahlamanız da
haramdır. Ancak cahiliyyet devrinde geçen
geçmiştir. Şüphesiz ki Allah
gafur (çok bağışlayıcı)
ve çok merhamet edicidir.
24- Bir de harb esiri olarak sahibi
bulunduğunuz cariyeler müstesna, evli
kadınlarla evlenmeniz de size haram kılındı.
Bütün bunlar Allah'ın üzerinize farz
kıldığı hükümlerdir.
Bunların dışında
kalanlar ise iffetli olarak zina etmeksizin
mallarınızla mehir vermek
suretiyle evlenmek istemeniz size helal kılındı.
O halde onlardan nikah ile faydalanmanıza
karşılık mehirlerini
kendilerine verin ki, bu farzdır. O
mehri takdir edip kesinleştirdikten
sonra birbirinizi razı etmenizde bir
mahzur yoktur. Şüphesiz ki Allah her
şeyi çok iyi bilendir, hüküm ve
hikmet sahibidir.
25- Sizden her kim hür mümin kadınları
nikah edecek bir zenginliğe gücü
yetmiyorsa, ona da ellerinizin altındaki
mümin cariyelerinizden efendilerinin rızası
ile nikahlamak var. Allah sizin imanınızı
daha iyi bilir. Siz birbirinizdensiniz. O
halde sahiplerinin izni ile ve mehirlerini
örfe göre vermek suretiyle cariyelerden
iffetli olan, zina etmeyen, dost da
edinmeyenlerle evlenin. Evlendikten sonra
bir fuhuş yaparlarsa, o vakit hür kadınlar
hakkında gerekli bulunan cezanın
yarısı kendilerine lazım
gelir. Bu hükümler, içinizden günah işlemekten
korkanlaradır. Sabretmeniz ise, sizin için
daha hayırlıdır. Allah Gafûrdur,
Rahimdir (çok bağışlayıcıdır,
çok merhamet edicidir).
26- Allah, sizlere bilmediklerinizi
bildirmek, sizden öncekilerin yollarını
size göstermek ve tevbenizi kabul etmek
istiyor. Allah, her şeyi çok iyi
bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
27- Allah sizin tevbenizi kabul etmek
istiyor. Halbuki şehvetlerine uyanlar
ise, sizin doğru yoldan büyük bir
meyl ile sapmanızı istiyorlar.
28- Allah, din hususundaki ağır
teklifleri sizden hafifletmek istiyor. Çünkü
insan sabır ve tahammül bakımından
zayıf yaratılmıştır.
29- Ey iman edenler! Mallarınızı
aranızda haksızlıkla yemeyin.
Ancak kendi rızanızla yaptığınız
ticaretle yemeniz helaldir. Birbirinizin canına
kıymayın. Şüphesiz Allah,
size karşı çok merhametlidir.
30- Kim, zulüm ve tecavüz yolu ile bu
yasakları işlerse, yakında
onu cehennem ateşine atacağız.
Onu ateşe atmak da Allah'a pek kolaydır.
31- Eğer siz, yasaklandığınız
büyük günahlardan sakınırsanız,
diğer kusurlarınızı örter,
sizi güzel bir makama koyarız.
32- Bir de Allah'ın bazınıza,
diğerinden fazla verdiği şeyleri
temenni etmeyin. Erkeklere hak ettiklerinden
bir pay vardır. Kadınlara da kendi
kazandıklarından bir pay vardır.
İsteklerinizi Allah'ın fazlından
ve kereminden isteyin. Gerçekten Allah her
şeyi hakkıyla bilendir.
33- Anne, baba ve akrabaların bıraktıkları
her şey için bir mirasçı tayin
ettik. Yemin akdiyle mirasçı kıldıklarınızın
paylarını da verin. Şüphesiz
Allah, her şeye şahittir.
34- Erkekler, kadın üzerine idareci
ve hakimdirler. Çünkü Allah birini
(cihad, imamet, miras gibi işlerde) diğerinden
üstün yaratmıştır. Bir de
erkekler mallarından (aile fertlerine)
harcamaktadırlar. İyi kadınlar,
itaatkar olanlar ve Allah'ın korunmasını
emrettiği şeyleri kocalarının
bulunmadığı zamanlarda da
koruyanlardır. Fenalık ve geçimsizliklerinden
korktuğunuz kadınlara gelince: Önce
kendilerine öğüt verin, yataklarından
ayrılın. Bunlar da fayda vermezse
dövün. Eğer size itaat ederlerse
kendilerini incitmeye başka bir bahane
aramayın. Çünkü Allah çok yücedir,
çok büyüktür.
35- Eğer karı-koca arasının
açılmasından endişeye düşerseniz
bir hakem erkeğin tarafından, bir
hakem de kadının ailesinden
kendilerine gönderin. Bu arabulucu hakemler
gerçekten barıştırmak
isterlerse, Allah karı-koca arasındaki
dargınlık yerine geçim verir.
Şüphesiz ki Allah hakkıyla
bilendir, her şeyin aslından
haberdardır.
36- Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir
şeyi ortak koşmayın. Sonra
anaya, babaya, akrabaya, yetimlere,
yoksullara, akraba olan komşulara, yakın
komşulara, yanında bulunan arkadaşa,
yolda kalanlara, sahip olduğunuz kölelere
iyilik edin. Şüphesiz Allah,
kibirlenen ve övünen kimseyi sevmez.
37- Onlar ki hem kıskanır,
cimrilik ederler, hem de herkese cimrilik
tavsiye ederler ve Allah'ın kendilerine
lütfundan verdiği nimeti gizlerler.
Biz kâfirlere alçaltıcı bir azap
hazırladık.
38- Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe
iman etmedikleri halde mallarını,
insanlara gösteriş yapmak için
harcarlar. Şeytan kimin arkadaşı
olursa, o ne kötü arkadaştır!
39- Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe
iman etselerdi ve Allah'ın verdiği
rızıktan gösterişsiz
harcasalardı kendilerine ne zarar
gelirdi? Allah onların söz ve işlerini
çok iyi bilendir.
40- Şüphesiz ki Allah, hiç kimseye
zerre kadar zulüm etmez. Eğer yapılan
iyilik zerre kadar da olsa, onun sevabını
kat kat artırır. Ve kendi katından
büyük bir mükafat verir.
41- Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz
ve seni de onların üzerine bir şahit
yaptığımız zaman bakalım
kâfirlerin hali ne olacak!..
42- Allah'ı, inkar edip peygambere
isyan edenler, o kıyamet günü yerle
bir olmayı isterler. Allah'tan hiçbir
sözü gizleyemezler.
43- Ey iman edenler! Sarhoş iken ne
söylediğinizi bilinceye kadar namaza
yaklaşmayın. Cünüb iken de yolcu
olanlar müstesna gusül edinceye kadar
namaza yaklaşmayın. Eğer
hasta olur, veya yolculukta bulunursanız
veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince
veya cinsî münasebette bulunup, su da
bulamazsanız o zaman tertemiz bir
toprak ile teyemmüm edin. Niyetle yüzlerinize
ve ellerinize sürün. Şüphesiz ki
Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.
44- Kendilerine kitaptan bir nasib
verilmiş olanları görmüyor
musun? Onlar, sapıklığı
satın alıyorlar ve sizin de yoldan
sapmanızı istiyorlar.
45- Allah sizin düşmanlarınızı
çok iyi bilir. Gerçek bir dost olarak
Allah yeter. Ve yardımcı olarak da
Allah yeter.
46- Yahudilerden bir kısmı,
(Allah'ın kitabındaki) kelimeleri
esas mânâsından kaydırıp;
dillerini eğerek ve dine saldırarak,
"Sözünü işittik, emirlerine
isyan ettik, dinle, dinlemez olası ve râinâ
(bizi gözet)" diyorlar. Halbuki onlar,
"İşittik ve itaat ettik;
dinle ve bize de bak" deselerdi bu,
kendileri için daha hayırlı ve
daha doğru olurdu. Fakat Allah, küfürleri
yüzünden kendilerini lanetlemiştir.
Artık onlar, pek azı müstesna,
iman etmezler.
47- Ey kendilerine kitap verilenler!
Gelin yanınızda bulunan (Tevrat)ı
tasdik etmek üzere indirdiğimiz bu
kitaba iman edin. Biz birtakım yüzleri
silip de enselerine çevirmeden yahut
cumartesi halkını (yahudileri)
lanetlediğimiz gibi onları
lanetlemeden önce iman edin. Yoksa Allah'ın
emri mutlaka yerine gelecektir.
48- Doğrusu Allah, kendisine ortak
koşulmasını asla affetmez.
Ondan başkasını (diğer günahları)
ise, dilediği kimseler için bağışlar
ve mağfiret buyurur. Her kim Allah'a
şirk koşarsa gerçekten pek büyük
bir günah ile iftira etmiş olur.
49- Kendi nefislerini temize çıkaranları
görmüyor musun? Hayır! Ancak Allah,
dilediğini temize çıkarır.
Onlara kıl kadar zulmedilmez.
50- Bak nasıl da Allah'a yalan
uyduruyorlar. Apaçık bir günah olarak
bu yeter.
51- "Şu kendilerine kitaptan
(okuma yazmadan) bir nasib verilmiş
olanları görmüyor musun! Onlar puta
ve şeytana inanıyorlar. Ve Allah'ı
tanımayanlara, "Bunlar, müminlerden
daha doğru yoldadır."
diyorlar.
52- Onlar, Allah'ın lanet ettiği
kimselerdir. Allah kime lanet ederse artık
ona asla bir yardımcı bulamazsın.
53- Yoksa onların mülkten bir payı
mı vardır. Eğer öyle olsaydı,
insanlara bir çekirdeğin zerresini
bile vermezlerdi.
54- Yoksa onlar, Allah'ın lütuf ve
kereminden insanlara verdiği nimetleri
kıskanıyorlar mı? Şüphesiz
biz, İbrahim ailesine de kitap ve
hikmeti vermiştik. Hem de onlara büyük
bir mülk ve saltanat ihsan ettik.
55- İşte o yahudilerden bir kısmı
ona iman etti. Bir kısmı da ondan
yüz çevirdi. O iman etmeyenlere cehennem
alevi yeter.
56- Şüphesiz ki âyetlerimizi inkâr
eden kâfirleri biz yarın bir ateşe
atacağız. Derileri piştikçe
azabı duysunlar diye, kendilerine başka
deriler vereceğiz. Çünkü, Allah gerçekten
çok güçlüdür, hüküm ve hikmet
sahibidir.
57- İman edip salih ameller işliyenleri
ise, altlarından ırmaklar akan
cennetlere koyacağız. Orada ebedî
olarak kalacaklar. Onlara orada tertemiz eşler
vardır. Onları, koyu gölgeler altında
bulunduracağız.
58- Allah size, emanetleri ehline
vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz
zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor.
Allah, bununla size ne güzel öğüt
veriyor. Şüphesiz ki Allah her şeyi
hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.
59- Ey iman edenler! Allah'a itaat edin,
Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir
sahibine de itaat edin. Eğer herhangi
bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz;
Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız,
onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha
iyidir ve sonuç bakımından da
daha güzeldir.
60- Şunları görmüyor musun?
Kendilerinin sana indirilene ve senden önce
indirilene inandıklarını
ileri sürüyorlar da tağuta
inanmamaları kendilerine emrolunduğu
halde, tağut önünde muhakemeleşmek
istiyorlar. Şeytan da onları bir
daha dönemeyecekleri kadar iyice sapıklığa
düşürmek istiyor.
61- Onlara: "Allah'ın indirdiğine
ve Peygambere gelin!" denince, münafıkların
senden büsbütün uzaklaştıklarını
görürsün.
62- Ya nasıl, elleriyle yaptıkları
yüzünden başlarına bir felaket
gelince, hemen sana geldiler de: "Biz
sadece iyilik etmek ve arayı bulmak
istedik." diye Allah'a yemin ediyorlar.
63- Onlar, Allah'ın kalblerindekini
bildiği kimselerdir; Onlara aldırma,
onlara öğüt ver ve onların içlerine
tesir edecek güzel söz söyle!
64- Biz hangi peygamberi gönderdikse, sırf
Allah'ın izni ile itaat edilmek üzere
gönderdik. Eğer onlar kendilerine
zulmettikleri zaman sana gelseler de
Allah'tan günahlarının bağışlanmasını
dileselerdi ve Resul de onların bağışlanmasını
dileseydi, elbette Allah'ı affedici,
merhametli bulurlardı.
65- Hayır! Rabbine andolsun ki iş
bildikleri gibi değil, onlar aralarında
çıkan çekişmeli işlerde
seni hakem yapıp sonra da senin verdiğin
hükme karşı içlerinde hiçbir sıkıntı
duymaksızın, tam bir teslimiyetle
boyun eğmedikçe iman etmiş
olamazlar.
66- Eğer biz onlara: "Kendinizi
öldürün, veya yurtlarınızdan çıkın."
diye yazmış olsaydık, içlerinden
pek azı hariç, bunu yapamazlardı.
Fakat kendilerine verilen öğütleri
tutsalardı, elbette haklarında hem
daha hayırlı, hem de daha sağlam
olurdu.
67- Ve o zaman elbette kendilerine katımızdan
büyük mükafat verirdik.
68- Ve onları elbette doğru
yola iletirdik.
69- Kim Allah'a ve Peygambere itaat
ederse işte onlar, Allah'ın
kendilerine nimet verdiği
peygamberlerle, sıddıklarla,
şehidlerle, iyilerle birliktedir.
Bunlar ne güzel arkadaştır!
70- Bu lütuf Allah'tandır. Bilen
olarak Allah yeter.
71- Ey iman edenler! Düşmana karşı
her türlü savunma tedbirinizi alınız.
Onlara karşı ya küçük birlikler
halinde hareket ediniz veya topyekün
seferber olunuz.
72- Şüphesiz içinizden bir kısmı
vardır ki, pek ağır davranır.
Eğer başınıza bir
musibet gelirse: "Allah bana lutfetti
de onlarla beraber bulunmadım."
der.
73- Ve eğer Allah'tan size bir lütuf
ve zafer erişecek olsa, sizinle kendisi
arasında hiç sevgi yokmuş gibi,
bu sefer de hiç şüphesiz şöyle
diyecek: "Ah ne olurdu, onlarla beraber
olaydım da büyük murada
ereydim."
74- O halde geçici dünya hayatını,
ebedî ahiret hayatı karşılığında
satacak olanlar, Allah yolunda savaşsınlar.
Her kim Allah yolunda savaşır da
öldürülür veya galip gelirse, her iki
durumda da biz ona yarın pek büyük
bir mükafat vereceğiz.
75- Hem size ne oluyor ki, Allah yolunda:
"Ey Rabbimiz! bizleri bu halkı zâlim
olan memleketten çıkar, tarafından
bizi iyi idare edecek bir sahip ve bize katından
bir kurtarıcı gönder" diye
yalvarıp duran zayıf ve zavallı
erkekler, kadınlar ve çocukların
kurtarılması uğrunda savaşa
çıkmıyorsunuz?
76- İman edenler, Allah yolunda savaşırlar.
İnkâr edenler de tağut yolunda
savaşırlar. O halde siz şeytanın
taraftarlarına karşı savaşın.
Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.
77- Kendilerine, "Ellerinizi savaştan
çekin, namazı kılın, zekatı
verin" denilenleri görmedin mi? Üzerlerine
savaş yazılınca hemen içlerinden
bir kısmı insanlardan, Allah'tan
korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve
"Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın?
Ne olurdu bize azıcık bir müddet
daha tanımış olsaydın da
biraz daha yaşasaydık?"
derler. Onlara de ki: "Dünya zevki ne
de olsa azdır, ahiret, Allah'a karşı
gelmekten sakınan için daha hayırlıdır
ve size kıl kadar haksızlık
edilmez."
78- Her nerede olursanız olun ölüm
size yetişir, son derece sağlam
kaleler içinde de bulunsanız yine
kurtulamazsınız. Onlara bir iyilik
erişirse "Bu, Allahtandır"
derler, bir kötülüğe uğrarlarsa,
"Bu, senin yüzündendir." derler.
Ey Muhammed! De ki: "Hepsi Allah'tandır."
Bu topluma ne oluyor ki, hiç söz anlamaya
yanaşmıyorlar?
79- (Ey insanoğlu!) sana gelen her
iyilik Allah'tandır, sana ne kötülük
dokunursa kendindendir. Ey Muhammed! Biz
seni bütün insanlara bir elçi olarak gönderdik.
Buna şahit olarak da Allah yeter.
80- Kim peygambere itaat ederse Allah'a
itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse,
biz seni onlara bekçi olarak göndermedik.
81- Sana "Peki" derler, fakat
senin yanından çıktıklarında,
içlerinden birtakımı, geceleyin
(gündüz) söylemiş olduklarının
tersini kurarlar. Allah onların
geceleyin tasarladıklarını
yazıyor. Sen onlara aldırma.
Allah'a güven. Vekil olarak Allah yeter.
82- Onlar hâlâ Kur'ân'ı gereği
gibi düşünüp anlamaya çalışmazlar
mı? Eğer o Allah'tan başkası
tarafından indirilmiş olsaydı
mutlaka onda birçok çelişkiler
bulurlardı.
83- Kendilerine güven veya korku
hususunda bir haber geldiğinde onu
hemen yayıverirler. Halbuki onu
peygambere ve aralarında yetkili
kimselere götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya
gücü yetenler, onu anlarlardı. Allah'ın
üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı,
pek azınız hariç, şeytana
uyardınız.
84- (Ey Muhammed) Allah yolunda savaş!
Sen ancak kendi yaptığından
sorumlusun. Müminleri de savaşa teşvik
et. Umulur ki, Allah kâfirlerin gücünü kırar.
Hiç şüphesiz ki Allah kuvvet ve
kudretçe çok daha güçlü, ve cezası
daha çetindir.
85- Kim güzel bir işte aracılık
ederse, ona o işin sevabından bir
pay vardır. Kim de kötü bir şeyde
aracılık yaparsa, ona da o kötülükten
bir pay vardır. Allah her şeyi gözetip
karşılığını
verir.
86- Siz bir selam ile selamlandığınız
zaman, siz de ondan daha güzeliyle karşılık
verin veya verilen selamı aynen iade
edin. Şüphesiz Allah, her şeyin
hesabını gereği gibi yapandır.
87- Kendinden başka ilâh olmayan
Allah, sizi kıyamet gününde mutlaka
biraraya toplayacaktır. Bunda asla
şüphe yoktur. Allah'tan daha doğru
sözlü kim olabilir?
88- O halde, siz niçin münafıklar
hakkında iki gruba ayrılıyorsunuz?
Allah onları kazandıkları günah
yüzünden terslerine döndürdüğü
halde Allah'ın saptırdığını
yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi
saptırırsa, sen onun için bir çıkış
yolu bulamazsın.
89- Onlar, küfür işledikleri gibi,
sizin de küfür işleyip kendileriyle
bir olmanızı arzu ettiler. Onun için,
onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden
dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse
onları yakalayın ve bulduğunuz
yerde öldürün; Onlardan ne bir dost, ne
de bir yardımcı edinmeyin.
90- Ancak o kimselere dokunmayın ki,
sizinle aralarında anlaşma olan
bir kavme sığınmış
bulunurlar. Yahut ne sizinle, ne de kendi
kavimleriyle savaşmayı gönüllerine
sığdıramayıp tarafsız
olarak size gelmişlerdir. Eğer
Allah dileseydi, onları size musallat kılardı,
onlar da sizinle savaşırlardı.
Eğer onlar sizden uzak dururlar,
sizinle savaşmayıp size barış
teklif ederlerse, Allah, sizin için onlar
aleyhine bir yol vermemiştir.
91- Diğer birtakım kimseleri de
bulacaksınız ki; hem sizden emin
olmak, hem de kavimlerinden emin olmak
isterler. Fitne için her davet olunuşlarında
onun içine başaşağı
dalarlar. Eğer bunlar sizden çekinmezlerse,
kendilerini bulduğunuz yerde yakalayın
ve öldürün. İşte bunlar
aleyhinde size açık bir ferman verdik.
92- Hata dışında bir mümin,
diğer bir mümini öldüremez. Ve kim
bir mümini yanlışlıkla öldürürse,
mümin bir köle azad etmesi ve ölenin
ailesine (varislerine) teslim edilecek bir
diyet vermesi gerekir. Ancak ölünün
ailesinin bağışlaması müstesnadır.
Eğer öldürülen, mümin olmakla
beraber size düşman bir kavimden ise,
o zaman, öldürenin bir köle azad etmesi
gerekir. Eğer öldürülen sizinle
aralarında antlaşma olan bir
kavimden ise, öldürenin, ölenin ailesine
diyet vermesi ve mümin bir köle azad
etmesi gerekir. Bunlara gücü yetmeyenin de
Allah tarafından tevbesinin kabulü için
arka arkaya iki ay oruç tutması
gerekir. Allah, Alimdir (her şeyi
bilendir), Hakimdir (hüküm ve hikmet
sahibidir).
93- Kim bir mümini kasten öldürürse,
cezası, içinde ebedî olarak kalacağı
cehennemdir. Allah ona gazab ve lanet etmiş
ve onun için büyük bir azab hazırlamıştır.
94- Ey İman edenler! Allah yolunda
cihada çıktığınız
zaman, mümini kâfirden ayırmak için
iyice araştırın. Size selam
veren kimseye, dünya hayatının
menfaatini gözeterek, "Sen mümin değilsin"
demeyin. Allah katında çok ganimetler
var. İslâm'a ilk önce girdiğiniz
zaman siz de öyle idiniz. Sonra Allah size
lutufta bulundu. Onun için iyice araştırın.
Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan
haberdardır.
95- Müminlerden özür sahibi olmaksızın
oturanlarla Allah yolunda mallarıyla,
canlarıyla cihad edenler eşit
olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla
cihad edenleri, derece itibariyle,
oturanlardan üstün kıldı. Allah
onların hepsine de cenneti vaad etmiştir.
Bununla beraber Allah mücahitlere,
oturanların üzerinde büyük bir ecir
vermiştir.
96- Kendi katından derece derece rütbeler,
bir mağfiret ve rahmet vermiştir.
Öyle ya, O çok bağışlayıcı,
çok merhamet edicidir.
97- Melekler, kendilerine zulmeden kişilerin
canlarını aldıklarında,
onlara, "Ne işte idiniz?"
derler. Onlar da: "Biz yer yüzünde
zayıf kimselerdik." derler.
Melekler: "Allah'ın yeryüzü geniş
değil miydi, siz de orada hicret
etseydiniz ya?" derler. İşte
bunların varacakları yer
cehennemdir. O ne kötü gidiş yeridir.
98- Ancak gerçekten aciz ve zayıf
olan, çaresiz kalan ve hicret etmeye yol
bulamayan erkekler, kadınlar ve çocuklar
hariç...
99- Umulur ki, Allah bu kimseleri
affeder. Allah çok affedici, çok bağışlayıcıdır.
100- Her kim Allah yolunda hicret ederse,
yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik
de bulur. Her kim Allah'a ve Peygamberine
hicret etmek maksadıyla evinden çıkar
da sonra kendisine ölüm yetişirse, kuşkusuz
onun mükafatı Allah'a düşer.
Allah çok bağışlayıcıdır,
çok merhamet edicidir.
101- Yeryüzünde sefere çıktığınızda
kâfirlerin size bir kötülük yapacağından
korkarsanız namazı kısaltmanızda
size bir vebal yoktur. Kuşkusuz kâfirler
sizin apaçık düşmanınızdır.
102- Sen onların aralarında
bulunup da onlara namaz kıldırdığında
içlerinden bir kısmı seninle
beraber namaza dursun. Silahlarını
da yanlarına alsınlar. Bunlar
secdeye vardıklarında diğer
bir kısmı arkanızda beklesin.
Sonra o namaz kılmamış olan
diğer kısım gelsin seninle
beraber kılsınlar ve ihtiyatlı
bulunsunlar, silahlarını yanlarına
alsınlar. Kâfirler arzu ederler ki,
silahlarınızdan ve eşyanızdan
bir gafil olsanız da size ani bir baskın
yapsalar. Eğer size yağmur gibi
bir eziyet erişir veya hasta olursanız
silahlarınızı bırakmanızda
bir vebal yoktur. Bununla beraber ihtiyatı
elden bırakmayın. Kuşkusuz
Allah kâfirlere alçaltıcı bir
azap hazırlamıştır.
103- O korkulu zamanda namazı kıldınız
mı gerek ayakta, gerek otururken ve
gerek yanlarınız üzerinde hep
Allah'ı zikredin. Korkudan kurtulduğunuzda
namazı tam erkanı ile kılın.
Çünkü namaz müminlere belirli vakitlerde
yazılı bir farzdır.
104- Düşman topluluğunu takip
etmede gevşeklik göstermeyin. Eğer
siz acı duyuyorsanız, kuşkusuz
onlar da sizin acı duyduğunuz gibi
acı çekiyorlar. Oysa siz Allah'tan
onların ümit edemeyecekleri şeyleri
umuyorsunuz. Kuşkusuz Allah her şeyi
bilendir, hikmet sahibidir.
105- Biz sana Kitab (Kur'ân)ı hak
olarak indirdik ki, insanlar arasında
Allah'ın sana gösterdiği şekilde
hüküm veresin. Sakın hainlerin
savunucusu olma!
106- Allah'tan bağışlanmanı
dile. Şüphesiz, Allah bağışlayıcıdır,
esirgeyicidir.
107- Kendilerine hainlik edenleri
savunma. Muhakkak Allah hain günahkârları
sevmez.
108- Bunlar, insanlardan (hainliklerini)
gizlerler de, Allah'tan gizlemezler. Oysa O,
geceleyin istemediği şeyi
kurarlarken onların yanı başlarındadır.
Allah, onların yaptıklarını
(ilmiyle) kuşatmıştır.
109- Haydi siz dünya hayatında
onları savunuverdiniz (diyelim). Peki kıyamet
gününde Allah'ın huzurunda onları
kim savunacaktır? Yahut onlara kim
vekil olacaktır?
110- Kim bir kötülük işler, yahut
nefsine zulmeder, sonra da Allah'tan bağışlanmasını
dilerse, Allah'ı bağışlayıcı
ve esirgeyici bulur.
111- Kim bir kötülük işlerse,
kendi nefsine kötülük etmiş olur.
Allah her şeyi hakkıyle bilendir,
hikmet sahibidir.
112- Kim bir hata veya bir günah işler
de sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa,
muhakkak iftira etmiş ve apaçık
bir günah yüklenmiş olur.
113- Eğer Allah'ın sana lütuf
ve merhameti olmasaydı, onlardan bir güruh
seni sapıtmaya çalışırdı.
Halbuki onlar, ancak kendi nefislerini saptırırlar,
sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana
Kitab (Kur'an)ı ve hikmeti indirmiş
ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir.
Allah'ın sana olan lütfu büyüktür.
114- Bir sadaka vermeyi yahut iyilik
yapmayı veyahut da insanlar arasını
düzeltmeyi emreden(ler)inki hariç, onların
aralarındaki gizli gizli konuşmalarının
çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim
bunları sırf Allah'ın rızasını
kazanmak için yaparsa, yakında ona büyük
bir mükafat vereceğiz.
115- Kim kendisine doğru yol
besbelli olduktan sonra Peygamber'e karşı
çıkar, müminlerin yolundan başkasına
uyup giderse onu döndüğü yolda bırakırız
ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü
bir gidiş yeridir.
116- Şüphesiz Allah kendisine ortak
koşulmasını bağışlamaz.
Bunun dışında dilediğini
bağışlar. Allah'a ortak koşan,
muhakkak ki, derin bir sapıklığa
düşmüştür.
117- Onlar, Allah'ı bırakırlar
da, yalnız dişilere taparlar. Böylece
ancak inatçı şeytana tapmış
olurlar.
118, 119- Allah o şeytana lanet
etti. Ve o da: "Elbette senin kullarından
belirli bir pay alacağım, onları
mutlaka saptıracağım, onları
boş kuruntulara sokacağım, ve
onlara emredeceğim de hayvanların
kulaklarını yaracaklar, onlara
emredeceğim de Allah'ın yaratışını
değiştirecekler" dedi. Kim
Allah'ı bırakıp da şeytanı
dost edinirse, şüphesiz o, apaçık
bir ziyana uğramış olur.
120- Şeytan onlara vaad eder ve
onları boş umutlarla oyalar. Oysa
şeytanın onlara vaadi, aldatmadan
başka bir şey değildir.
121- Bunların varacakları yer
cehennemdir. Ondan kurtulmak için çare
bulamazlar.
122- İman edip iyi işler
yapanları da altlarından ırmaklar
akan cennetlere sokacağız, orada
ebedî olarak kalacaklardır. Bu, Allah'ın
gerçek vaadidir. Allah'dan daha doğru
sözlü kim olabilir?
123- (İş), ne sizin
kuruntunuza, ne de kitap ehlinin kuruntusuna
göredir. Kötülük yapan, o yüzden
cezalandırılır. O, kendisine
Allah'tan başka ne bir dost, ne de bir
yardımcı bulabilir.
124- Erkek veya kadın, kim mümin
olur da güzel amellerden işlerse, işte
onlar cennete girerler. Zerre kadar da haksızlığa
uğratılmazlar.
125- İyilik yaparak kendisini
Allah'a teslim eden ve İbrahim'in
dinine dosdoğru olarak tâbi olan
kimseden, din bakımından daha iyi
kim olabilir? Allah, İbrahim'i dost
edinmişti.
126- Göklerde ve yerde olanların
hepsi Allah'ındır. Allah, her
şeyi kuşatıcıdır.
127- Kadınlar hakkında senden
fetva isterler. De ki: Onlar hakkındaki
fetvayı size Allah veriyor: Yazılmış
hakları olan mirası kendilerine
vermediğiniz ve nikahlanmayı
istemediğiniz öksüz kızlar ve
zavallı çocuklara ve bir de yetimlere
adaletle davranmanız hakkında
Kitap'ta size okunan âyetler vardır.
Sizin her yaptığınız
iyiliği, muhakkak Allah bilir.
128- Eğer bir kadın kocasının
geçimsizliğinden, yahut kendisinden yüz
çevirmesinden endişe ederse, aralarında
bir sulh yapmalarında, onlara bir günah
yoktur. Sulh hep hayırlıdır.
Zaten nefisler kıskançlığa
hazırdır. Eğer iyi geçinir
ve geçimsizlikten sakınırsanız,
şüphesiz Allah yaptıklarınızdan
haberdardır.
129- Kadınlarınız arasında
her yönden adaletli davranmaya ne kadar uğraşsanız
buna güç yetiremezsiniz. Bari birisine
tamamen kapılıp da diğerini
askıya alınmış gibi bırakmayın.
Eğer arayı düzeltir ve haksızlıktan
korunursanız, şüphesiz Allah çok
bağışlayıcı ve
esirgeyicidir.
130- Eğer karı-koca
birbirlerinden ayrılacak olurlarsa,
Allah, onların her birini geniş
lutfuyla muhtaç bırakmaz. Allah'ın
lutfu geniştir, hikmeti büyüktür.
131- Göklerde ve yerde ne varsa hepsi
Allah'ındır. Sizden önce
kendilerine kitap verilenlere ve size
Allah'tan korkmanızı emrettik. Eğer
inkâr ederseniz, biliniz ki, göklerde ve
yerde ne varsa hepsi Allah'ındır.
Allah hiçbir şeye muhtaç değildir,
hamd ve senâ O'na yakışır.
132- Göklerde ve yerde ne varsa hepsi
Allah'ındır. Vekil olarak Allah
yeter.
133- Ey insanlar! Eğer Allah dilerse
sizi giderir de başkalarını
getirir. Ve Allah, buna kadirdir.
134- Kim dünya nimetini isterse, bilsin
ki dünya ve ahiret nimeti Allah katındadır.
Allah her şeyi çok iyi işiten ve
çok iyi görendir.
135- Ey iman edenler! Adaleti ayakta
tutan ve kendiniz, ana-babanız ve yakın
akrabanız aleyhine de olsa, yalnız
Allah için şahitlik eden kimseler
olunuz. Zira zengin de olsa, fakir de olsa,
Allah ikisine de (sizden) daha yakındır.
Nefsinizin arzusuna uyarak adaletten uzaklaşmayın.
Eğer (şahitlik ederken) dilinizi eğer,
bükerseniz veya çekinirseniz, şüphesiz
Allah yaptıklarınızdan
haberdardır.
136- Ey iman edenler! Allah'a,
Peygamberine, Peygamberine indirdiği
Kitab'a, ve daha önce indirdiği kitaba
iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini,
kitaplarını, peygamberlerini ve
ahiret gününü inkâr ederse sapıklığın
en koyusuna düşmüş olur.
137- İman edip sonra inkâr eden,
sonra iman edip tekrar inkâr eden, sonra da
inkârlarında ileri gidenleri Allah ne
bağışlayacak, ne de doğru
yola eriştirecektir.
138- Münafıklara da haber ver ki,
kendileri için çok acı bir azab vardır.
139- Onlar, müminleri bırakıp
kâfirleri dost ediniyorlar. Onların
yanında izzet ve şeref mi arıyorlar?
Halbuki bütün izzet ve şeref Allah'a
aittir.
140- Allah size Kitab (Kur'an)da:
"Allah'ın âyetlerinin inkâr
edildiğini ve onlarla alay edildiğini
işittiğiniz zaman, başka bir
söze geçmedikleri müddetçe, o kâfirlerle
oturmayın. Aksi halde siz de onlar gibi
olursunuz" diye hüküm indirdi.
Muhakkak ki Allah, münafıkların
ve kâfirlerin hepsini cehennemde
toplayacaktır.
141- Onlar sizi gözetleyip dururlar. Eğer
Allah tarafından size bir zafer nasip
olursa: "Biz sizinle beraber değil
miydik?" derler. Şayet kâfirlerin
zaferden bir payı olursa: (Bu defa da
onlara): "Size üstünlük sağlayarak
sizi müminlerden korumadık mı?"
derler. Allah, kıyamet gününde aranızda
hükmünü verecektir. Allah, müminlerin
aleyhine kâfirlere hiçbir yol
vermeyecektir.
142- Münafıklar, Allah'ı
aldatmaya çalışırlar.
Halbuki Allah, onların oyunlarını
başlarına geçirecektir. Onlar,
namaza kalktıkları zaman tembel
tembel kalkarlar. İnsanlara gösteriş
yaparlar. Allah'ı pek az anarlar.
143- Münafıklar, küfür ile iman
arasında bocalamaktadırlar. Ne bu
müminlere bağlanırlar, ne de
şu kâfirlere. Allah kimi doğru
yoldan saptırırsa, sen artık
ona kurtuluş yolu bulamazsın.
144- Ey iman edenler! Müminleri bırakıp
da kâfirleri dost edinmeyin. Kendi
aleyhinizde Allah'a apaçık bir delil
mi vermek istiyorsunuz?
145- Şüphesiz ki münafıklar,
cehennem ateşinin en aşağı
tabakasındadırlar. Onlara bir yardım
edici de bulamazsın.
146- Ancak tevbe edenler, durumlarını
düzeltenler, Allah'a sarılanlar ve
Allah için dinlerine samimi olarak bağlananlar
müstesna. İşte bunlar müminlerle
beraberdirler. Allah, müminlere büyük bir
mükafat verecektir.
147- Eğer şükreder ve iman
ederseniz Allah size azabı ne yapar?
Allah, şükredenlerin mükafatını
veren ve her şeyi bilendir.
148- Allah, zulme uğrayanların
dışında, çirkin sözün açıkça
söylenmesinden hoşlanmaz. Allah her
şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla
bilendir.
149- Bir hayrı açıklar yahut
gizlerseniz, yahut da bir kötülüğü
bağışlarsanız, biliniz
ki, Allah da çok bağışlayıcıdır,
her şeye hakkıyla kadirdir.
150- Onlar, Allah'ı ve
peygamberlerini inkâr ederler, Allah ile
peygamberlerinin arasını ayırmak
isterler. "Kimine inanırız,
kimini inkâr ederiz" derler. Bu
ikisinin (imanla küfrün) arasında bir
yol tutmak isterler.
151- İşte onlar gerçek kâfirlerdir.
Biz de kâfirlere alçaltıcı bir
azab hazırlamışızdır.
152- Allah'a ve peygamberlerine iman
edenler ve onlar arasında ayırım
yapmayanlara (Allah) pek yakında mükafatlarını
verecektir. Allah çok bağışlayıcıdır,
çok merhametlidir.
153- Kitap ehli, senden, kendilerine gökten
bir kitap indirmeni istiyorlar. Musa'dan
bundan daha büyüğünü istemişler
ve: "Allah'ı bize açıkça göster"
demişlerdi. Haksızlıkları
sebebiyle onları yıldırım
çarptı. Sonra kendilerine açık
deliller geldiği halde buzağıyı
(tanrı) edinmişlerdi. Onları
bundan dolayı da affettik. Ve Musa'ya açık
bir delil (yetki) verdik.
154- Söz vermeleri için Tur dağını
üzerlerine kaldırdık. Onlara:
"O kapıdan secde ederek
girin" dedik. Yine onlara:
"Cumartesi yasağını çiğnemeyin"
dedik ve onlardan sağlam bir söz aldık.
155- Verdikleri sözden dönmeleri,
Allah'ın âyetlerini inkâr etmeleri,
haksız yere peygamberlerini öldürmeleri
ve "kalblerimiz kılıflıdır"
demelerinden dolayı (başlarına
türlü belalar verdik). Doğrusu Allah,
inkârları sebebiyle onların
kalplerini mühürlemiştir. Pek azı
hariç onlar inanmazlar.
156-(Kalblerinin mühürlenmesinin diğer
bir sebebi de İsa'yı) inkâr
etmeleri ve Meryem'e büyük bir iftirada
bulunmalarıdır.
157- Bir de "Biz Allah'ın
peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih'i
öldürdük" demeleridir. Oysa onu ne
öldürdüler, ne de astılar. Fakat öldürdükleri
kimse, onlara İsa gibi gösterildi.
Onun hakkında anlaşmazlığa
düşenler, ondan yana tam bir kuşku
içindedirler. O hususta bir bilgileri
yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu
kesinlikle öldürmediler.
158- Fakat Allah onu kendisine yükseltmiştir.
Allah, aziz (daima üstün)dir, hikmet
sahibidir.
159- Kitap ehlinden hiçbir kimse yoktur
ki, ölmeden önce ona (İsa'ya) iman
etmiş olmasın. Kıyamet gününde
o, onlara şahitlik edecektir.
160/161- Yahudilerin zulmetmeleri ve birçok
kimseleri Allah yolundan alıkoymaları,
yasaklandıkları halde faiz almaları
ve insanların mallarını haksız
yere yemeleri sebebiyle daha önce
kendilerine helâl kılınan temiz
şeyleri haram kıldık.
Onlardan kâfir olanlara can yakıcı
bir azap hazırladık.
162- Fakat onlardan ilimde derinleşmiş
olanlar ve iman edenler, sana indirilene ve
senden önce indirilenlere iman ederler.
Onlar, namazı kılan, zekatı
veren, Allah'a ve ahiret gününe iman
edenlerdir. İşte onlara büyük
bir mükafat vereceğiz.
163- Muhakkak biz, Nuh'a ve ondan sonra
gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi,
sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e,
İshak'a, Yakub'a, torunlarına,
İsa'ya, Eyyûb'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a
da vahyettik. Davud'a da Zebur'u verdik.
164- Daha önce sana anlattığımız
peygamberlerle, anlatmadığımız
başka peygamberlere de (vahyettik). Ve
Allah Musa ile de konuştu.
165- Peygamberleri müjdeciler ve azab
habercileri olarak gönderdik ki,
peygamberlerden sonra insanların
Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın.
Allah mutlak üstündür, yegane hikmet
sahibidir.
166- Fakat Allah, sana indirdiğini
kendi ilmiyle indirmiş olduğuna
şahitlik eder. Melekler de buna şahitlik
ederler. Allah'ın şahitliği
de kafidir.
167- Şüphesiz inkâr edip, insanları
Allah yolundan alıkoyanlar, derin bir
sapıklığa düşmüşlerdir.
168- Muhakkak Allah, inkâr edenleri ve
zulmedenleri ne bağışlar, ne
de doğru bir yola eriştirir.
169- Onları ancak cehennemin yoluna
(iletecek ve) onlar orada ebedî olarak
kalacaklardır. Bu ise Allah'a çok
kolaydır.
170 - Ey insanlar, Resul size,
Rabbi'nizden hakkı (gerçeği)
getirdi. Kendi yararınıza olarak
ona inanın. Eğer inkâr ederseniz,
bilin ki göklerde ve yerde olanların
hepsi Allah'ındır. Allah bilendir,
hikmet sahibidir.
171- Ey kitab ehli! Dininizde taşkınlık
etmeyin ve Allah hakkında ancak doğru
olanı söyleyin! Meryem oğlu
İsa Mesih, sadece Allah'ın elçisi,
Meryem'e atmış olduğu
kelimesi ve O'ndan bir ruhtur. Allah'a ve
peygamberlerine inanın (Allah) üçtür
demeyin. Kendi yararınız için
buna son verin. Muhakkak ki Allah tek bir ilâhtır.
O, çocuk sahibi olmaktan yüce (münezzeh)dir.
Göklerdeki ve yerdekilerin hepsi O'nundur.
Vekil olarak Allah yeter.
172 - Hiçbir zaman Mesih de Allah'ın
bir kulu olmaktan çekinmez, Allah'a yakın
melekler de. Kim O'na kulluk etmekten çekinir
ve büyüklük taslarsa bilsin ki O, onların
hepsini huzuruna toplayacaktır.
173- İnanıp güzel işler
yapanlara gelince, onların mükafatlarını
eksiksiz ödeyecek ve lütfundan onlara daha
fazlasını da verecektir. Allah'a
kulluktan çekinip büyüklük taslayanlara
da şiddetli bir şekilde azab
edecek ve onlar Allah'dan başka
kendilerine ne bir dost, ne de bir yardımcı
bulamayacaklardır.
174 - Ey insanlar! Size Rabbinizden bir
delil (Muhammed) geldi ve size apaçık
bir nur indirdik.
175 - Allah'a inanıp O'na sımsıkı
sarılanları (Allah), kendisinden
bir rahmet ve lutfa sokacak ve kendisine
varan dosdoğru yola iletecektir.
176- Senden fetva istiyorlar. Deki:
"Allah size kelâle (babasız ve çocuksuz
kimse) nin mirası hakkında hükmünü
açıklıyor: Çocuğu olmayan,
fakat kız kardeşi bulunan bir kişi
ölürse, bıraktığı malın
yarısı o (kız kardeşi)nundur.
Çocuğu olmayan kız kardeş ölürse,
erkek kardeş ona varis olur. Eğer
(ölenin) iki kız kardeşi varsa, bıraktığının
üçte ikisi onlarındır. Eğer
kardeşler erkek ve kız olurlarsa,
erkeğin hissesi, iki kızın
hissesi kadardır. Şaşırmamanız
için Allah size (hükümlerini) açıklıyor.
Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
|